poor rich girl

insanların kendi kendilerine verdikleri zarardan daha da zararlısı, kendi kendilerine zarar verme potansiyellerini vahşice keşfedip, bu zararı dolaylı yollarla başkalarına verebilme/verdirebilme yetilerinin ortaya çıkmasıdır.

arkadaşlarıma zarar gelmesini hiç istemedim. hiç bir zaman. kendi kendine zarar veren arkadaşlarımı uyarmak gib bir misyonum da pek olmadı desem yeridir. kötü adam, dolduruşa getiren bok herif, lanet olası nigga olduğum çok oldu elbet. olsun. castro yu yalıyorum bu konuda.” tarih beni aklayacaktır.” after a long pause of silence of course.

evlenmeyin. beceremeyeceğiniz şeylere el atmamak gibi bir lüks edinin kendinize. ne sizin başınız ağrısın ne başkalarının.

ya da gününüzü doldurmayı öğrenin. sinirinizi kontrol edebilmeyi. akşam ayık kalabilmeyi. ayık kalmayacaksanız ve sahiden buna niyetliyseniz, ayık değilken zarar vermemeyi öğreti edinin. “zen book muddafucka”. ya da verin zararı ama sizin acınası (pathetic) halinizi sizden başkası görmesin. kendinize verdiğiniz zarar katıksız değersiz vergi olarak kafanıza taş yağdıracaktır çünkü. arkadaşlarınızın size saygı duyabilmesi gibi bir gayeniz yoksa, açın ağzınızı yumun gözünüzü. ve şımarık kalmaya devam edin. ha, niyeti iyice bozduysanız koyun .ötüne gitsin tabi… buna uğraşın. aksi takdirde yine dünya olduğundan daha iyi bir yer ve etrafınızdakiler olduklarından daha kötü insanlar olmamaya devam edeceklerdir. “neyzen book page 43987834957 you shit face”.

ha. evli çiftlerden herhangi bir tarafı da asla resemble etmemeye gayretli olun. yoksa etrafınızda kaçıp durduğunuz kavga eden anne-baba modellerinden başkabirşey görmemeye başlarsınız ve olan size olacaktır. gününü boş geçiren bir çocuğun şımarıklığıyla usturuplu lafı gediğine koymak gerekirse, taş artık düştüğü yerde kaya olmayacaktır.

bi de.

sessiz kalmanın avantajını kullanın.

sessiz. kalmak. avantaj. break glass in case of emergency.

yorum yok.

saygıyla

batur alıntılamıştı. alıntıdan alıntılamak lmaz bilirim ama sanırım herkes biraz hatırlasa çok iyi olur.

“III.

Birbirimizi anlayamayacağız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın, iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca, çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz. oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır. Sözcükleri kullanmakla, sessiz dünyaya kendi düzenimizi zorla kabul ettirmiş oluruz. kendimizi güvende hissederiz. sözcük kullanmamız, etrafı izleme, bilinmeyeni sorgulama, sözlü tanıma haritası olmayan şeyleri sözcüklerle kodlama eğilimimizden doğan bir gücün işaretidir. sözcükleri kullanmakla, çevremizdeki şeylere sahip oluruz. sahip olunca da kendimizi güçlü, herşeyi denetleyen bir konumda hissederiz. aymazlığımızın doruğu da budur işte. başını kuma gömen devekuşundan farksız bir durum. birer ikame olan sözcükler, kendimizi yaşama bırakmaktan alıkoyar, deneyimlerimizin önüne geçer. sözcükler bizi kör eder. tüm duygularımızı ve düşüncelerimizi birer sözcüğün içine sıkıştırma yolundaki baskın faaliyet, duyularımız aracılığıyla ulaşacağımız kavrayışı engeller, önünü keser. böylece duyular, sözcüklere bir yardımcı olarak kullanılır yalnızca. yalnızca sözcüğün anlamını zenginleştirmek için kullanırız onları. buna karşılık, sözcüklerin, duyuların toplam deneyimini zenginleştirmek için kullanıldığı pek nadirdir. konuşma diline öyle alışmışız ki, arabayı atın önüne koşuyoruz. yapay kategoriler, yaşam deneyimlerinin yerini almış durumda. tüm duyularımızın toplamından da yoğun kavramlar, her nasılsa sözcüklere teslim ediliyor. türümüzün en karmaşık ve en zengin deneyimlerinden biri olan aşkta örneğin, “seni seviyorum” sözcükleri, bakıştan, temastan, kokudan ve aşkı ifade eden çeşitli seslerden çok daha büyük önem kazanmıştır. duyularımızın ortak yaşanmışlığı aracılığıyla aşkı paylaşmaktansa, ona sözcüklerle sahip çıkmaya çalışıyoruz. her aşk farklı olduğuna göre (farklı kokular, farklı dokunma biçimleri, farklı psikolojik roller) her aşkta, paylaşılan sözcüklerde farklı olur diye düşünüyor insan. ama, hayır! kalıp sözcükler, yaşadıklarımızdan daha önemli. ve “seni seviyorum” tümcesindeki totaliter sahiplenme, tüm aşk deneyimlerini standartlaştırıyor. aşkı nicelleştiriyor. bu tümceyi, aşkı aritmetiğe dökmek için kullanıyoruz: “ben, üç kere aşık oldum.”

aşkın söz aracılığıyla sahiplenilmesi ve nicelleştirilmesi, aşkın çok renkli ve çok dilli yaşanmışlığına aykırıdır; onun insandan insana ve deneyimden deneyime değiştiği gerçeğine ters düşer.

sözcükler, aşkı, birbirini dışlayan kategorilere sokar zorla. “kimi seviyorsun, onu mu yoksa beni mi?” gibi bir tümceyle, bir aşk durumunun ille de doğrulanması, sınıflandırılması gerektiği için ne çok insan acı çeker, çıldırır, intihar eder ya da başkalarına acı çektirir. mutlaka birinden biri olmalıdır çünkü. biri varsa diğeri olamaz. sırf söz paradigmasının tutsağı olduğumuz için. aşkın karşılığı olarak sekiz, on, onbeş sözcük olsaydı keşke. daha az kıskanıp daha az sahiplensek, standartlaştırmanın kısırlaştırıcı baskısına yüz çevirip, benzersizliğe daha çok değer verseydik. dikey hiyerarşiyi boşlasaydık. peki, ya aşkın karşılığı olan hiç bir sözcük olmasaydı? o zaman olmayacak mıydı yani? aşk duyulmayacak mıydı o zaman? aşk sözden önce de vardı.

–gündüz vassaf, cehenneme övgü, sözcük mahpusları.”

so what happens 2day

bip_sp.jpg

what a mess.

what i missed. it’s strange how many we can be at once. all to be said is. it’s life. just hoow boring it is. just how crowded. daring. ignorant. i do NOT appreciate life. it’s all existence in any form. so_me_how learnt 2 struggle/get along/ with it.

2day 2 things happened. in te cab i was in in the mornin, an elder (not older) man tried to get (hop) in. thoguht the cab was empty (available?). well i was in. opened the door. sat. and said the destination he was meant to be. driver took a smile and gazed. he looked back and saw me.

then on the way back home (after 2many ignorant lifeforms and 2many lifeforms that are complainant how ignorant everything is) i was ignored. eye ignores 2many things. time is a consumer. somehow ignorance s a product of time. and we are damn fuckin good customers as ignorance sellers and time eaters.

and i missed-un messed- stable ignorance.

being able to ignore time.

“Yeah yeah yeah yeah

All in all is all we are (x13) “

we miss the comfort of being sad

bu bu akşama ve altında yazana dair. iki dakikalık bi gecikme ve pink floyd yardımı ile:

mutsuzluklarımız, o an içinde bulunduğumuz mutluluğun geçmimşte olmamışlığının, ya da geçmişte olup dao an farkına varmamaışlığımızın ispatıdır.

eskiden neye sevinip de farketmediysek şu an da mutsuz oluşumuz, şu an mutlu olduğumuzu 20ler seneler ve kafalar sonra farkedeceğimizin garantisidir.

yea

poly anne

polyanna!

the happy smilin stupid mother frusciante fu.cker

=)

yes i am. happy. to meetchya.

allen ginsberg almeyen cins bö ?

_ :: says (01:42):
instead of writing to the blööög
_ :: says (01:43):
“oh i messed these. comfortablly numb. knowing that everyon’s somehow disturbed. happy to be heree we aalll think. reading ginsberg. taalkin of marriages. thinkiin of us not being there. but eing in here right now as the reality.
_ :: says (01:43):
wishiing of not being these.
_ :: says (01:43):
wee are happy.
_ :: says (01:44):
fake? or fate?

“oh i messed these. -> missed

plus

being nıt happy ıf the general, happy in locational. yerel mutluluk.

arabesk junkie diye bi kavram buldum bu gece

orhangencebaydinleyipkokainçekmek. kolundafaçalarlatrainspotting gibi ama eroin baımlısı olmak.

jön türkler

junkie türkler

JÖNKİE!

your_gun

it happens to be.

some things just occurred to me. that things are a lot about to happen. they happen to become. somehow they don’t. not that they can not. they do not.

why? dunno for sure.

progress is another happening of process i assume. i happen to assume. time makes us do things. though things only happen to be.

without time things would just “happen”. with the intention of being done.

with time;

they are done. and that all we may happen to do is, appreciate it. not that they are done. appreciate time.

tiresome on the inside. happy happy happy whatsoever and curly on the outside. there are feelings that blow our words away and there are words that blow all those feelings tough. and straight.

i happen to realize… no not realize;

recognize this time.

this one , and this one.

pekala neden hep aynı dile dönüşler? dilbaz kelime oyuncağızlarımızla, zamana hükümsüzlüğümüze aldırmayışlarımız? bu dil bana ait değil por favor, sadece bu dili aynı anda kullanışlarımızın hastası olabiliyorum. bu dili hiç kullanmadan da aynı paylaşımları ayrı ayıklanmalarla yad etmenin hastasıyım. hastasınızım evenim, siempre. tekerrür ederek daha da çok seviyorum kelimelerimi. a-ha. yine kendime yakalandım. neymiş bu sahiplenme çabaları hele hele? ortaklıklar ne iyiymiş, ortalıklarda olmaktan. ortak geçmişler, yanından geçmişlikler, farkedilmişlikler, arabayı park etmişlikler, sabah mahallece gerzek olunmuşluklar o arabanın yerini bulamamışlıklar. oksijenle sarhoş olabiliyorsa bünye, o beyin zaten herkesin “ben deliyim, dahiyim” dediği bi kalabada, mümkünse gerzek kalsın. mışlar.

bizglish diye bi dil icad ettiricem tengriye.

bizniss de konuşabilcez kiosklar üreterek, kafalar hiç oralarda yüzmezken halbuki, ve hafif kendi dilimizden; bu sıjacklarda, toprak ve saman (ki kıçımıza başımıza da kaçan bu toprak+saman kokteylinden) tadını bangır bungur bulgur taneli müzik eşliğinde eritip atıverecek bizleiy’s in yerine bıraktırabilecek kadar da akışkan ve yavşak bi dil olacak. biz glish lerimizden sorumlu olucaz o dil sayesinde. ne gelişlerimizden ne gidişlerimizden ne gülüşlerimizden ne görüşlerimizden.

glish, bize, zamanı aynı anda bölebilenlere ve aynı anda farklı yerlerde olabilenlere ait olabilecek.

“bu gece hepinishde kalabilir miyim altogether at your homes for once may eye?”

“éhe! evetzi.”

…birinin diğerinden farklılığıya başkalıklar, sanırım her başkalığın birbirine benzerliği çekici kılıyor zamanı hissedişlerde. saçmalamak mı dediniz? bayılırım. buyrun saçmalarımdan bir kuple de size ayırdım –lamaz mısınız? -maz iseniz -layınız reca edicem.

your_gun lığmu bağışlayın ve silahlarınızı indirin. hatta hold your horses for a short amount of time. relax. lean back and just enjoy the melody.

so press play to continue in whichwisewhateverwaysyouchooseto. time to feed the dogs. time to dog the cats.

home – 0 — visitors ++

aklım yine oyunlar oynuyo bana. sanırım. aklım yine oyun peşinde. peşin peşin. aklım yeni oyunlar oynuyo bana. yine yeni kelimesiz. aklımda oyun yine oynuyo aklımla. aklım boklum. aklım sanırım yine aynı kelimeleri kullanmadan yeni bi oyun oynamayı yasaklamalı bana. oyucam aklımı. aklımı oynatsam yeniden oynar mısınız benimle? bülelent sertaçgil. aklımda bi yenilik var sanrılarımla oynasam mı. yine neler yeniledik acıba? aklıma yenildim yine. oyun bu oyun.

 “The imagination is not a State: it is the Human existence itself.” -William Blake

referans

i’m not yet alone enough

i think of sentences worth reading

then i sense i like being. one.

then i get lost again.

and then i get to be questioned of my senses. of my sentences.

of my own not alone.

when i’m down, i sense i bring everybody down.

that might cheer up others. he’s down. let’s make fun. that’s paranoia.

no.

the song just ended.

I always faked my smile

“The gods of the city have called my name
It means more to them than it means to me somehow
I left my body
I left my fate
But is so hard to keep away now”

sonra paketten kalan sigaralardan bir tanesini aldım. amma da çoklar mış tı lar. gibi gelmişlerdi sigaralar. gün. yine çıkacak dağın eteğinin üst köşelerinden. gün. yine son sigaralardan birine yanacak güneş. gün, eşsiz bir gündüz yaşatacak.

sonra. paketten. kalan sigara. bir tane. amma da çoklar. gibi sigara. dün. yine bugün.  yine eteğinde ziller olmayan düşünce eşi. eşi düşünce işi deşince. son sigara yine. değişilmiş bir sessizlik size sunduğum harf öbekleri. alışa gelemediğiniz üzre. sustum geceniz boyunca. gündüzümün günahı boynunuza.

summarize for summer eyes v2.0

kabakkabak2kabak3_35likmoongunesedsc02862.JPGnefis çiftsky

i wasn’t actually looking for words. neither new thoghts nor new visual memories. i wasn’t even looking. just letting everything flow around me.

i realized some things now. on my way back here. not while i was on the way from here. not while i wasn’t realizing that i was thinking of these. totally ignorant i was. still am. may_be.

for example.

i realized, i never realized how much i missed you. i didn’t even realize who you are though. and still have no idea on who you are… whoever you are and wherever you are defined as who you are. be shall you.

i realized again i loved all my friends. kısa süreli iyi arkadaşlıklar. hiçbir zaman iyi bir şair olmayacağıma veya hiçbir zaman iyi bir düşünür olmayacağıma. sadece doyumsuz ve iflah olmaz bir geyik ustası, bir fake genious, bir tek dil konuşamayan, bir sus bir konuş olacağıma.

nefis kelimesini ne kadar çok sevdiğime kanaat getirdim. kulağa nefis geliyor. thanks bouncybone.

pitos ne kadar da şahane bir yermiş, bunun da farkına varmadan edemedim. sağolasın üstad.

35lik ilk gün, ekin, çağlar, yol. kabak. ter. nefis. sıcak ama iyi. dur. dinle_n. otobüsten in len. 70lik ikinci gün. terranalius is written in the sand. top. köpek. dutch woman. english friend. sand. moon. trio.

i realized i make sense with words to not to make sense.

just the feeling of “in case i make sense”.

avi. roksan. roxanne? nefis çift. dalyan. rakı. kahkahalar. kediler. peder. keyfe keder. çadır. çamur. arılar ve sinekler. memnuniyet sanırım. sanrılarım memnun bu işten.

whose dream is the reality i am living in?

i guess it’s a lonesome asshole.

and so

a word has no meaning. the things your eyes going through has nothing to do with your eye movement. you could be watcihng a bird flyin over the sea FROM left TO right. or FROM right to LEFT.

whats left to you? meanings? they don’t appear in nature? nature is appearant? appearance is a matter? does nature like to be appeared? do people love appearance?.

words are letters. they appear to form a meaning. meaning is defined (well) by the hummanity. i ain’t a naturalist or whatsoevershit it is called. meaning is lost in nature. meaning was never pre defined by herself. meaning is a she. she is undefined. meaning is a he. fill in theblanks.

even in its word itself.

did anyone have a nature–

before any words came through?

alıntıdır.

“Yola çıktığımda bir gam düşüyorum sanki. İçimi öyle dolduruyor, gözümü öylesine boyuyor ki boşluğum heyecanlanıyorum.

3 gam çıkıyorum yavaş yavaş. Patlayacakmış gibi. Canım benden ayrılacakmış gibi.

Yalnızlık değersizleştiriyor insanı, önemsizleştiriyor.

Bir kere çıktın mı kendinden; ve kendinden geçişin-başkalaşışın seni çıkmaz bir sokakta çaresizce uzun zaman yaşlı gözlerle duvarlara bakar kıldıysa; ve tırmanacak gücün, bekleyecek halin kalmadıysa; dönersin kendine yine: kendine yabancı. Geri gidersin geldiğin yoldan yolu içinde taşıyarak, o artık tanıyamadığın kendine acıyarak.

Miadını doldurmuş her taze acı imkanı gibi aklın seni kendinle çıktığın yeni maceraya yöneltir bu defa. Yeni eşindir kendin. Onu tekrar tanımak zevktir. Uzak kalsın her canlı, her cansız insan yapımı da seni kendi yaklaştırsın.

Ta ki dokunulmazlığın tenine konuşulmazlığın aklına zarar olmaya başlaya kadar.

Umut gam gam çıkıyor, azlığı tek tek çekiyor.

________ (19:54):
26 – 07 – 2007 / Perşembe – 19.30 civarı”

algıdan algıya çeviridir.

every man’s journey is within. and in within, one says left alone, alone shall be hem.

yola çıkmak, başkalaşmanın başlangıcı gibidir de aslında. yol, caddeyle sokakla aynı şey değildir. yol, mesafelidir. kendine mesafeliliktir. kendinle mesafeni aşmandır.

ara sokaklarda kaybolmak ya da toslamak duvara, kayboluş ise eğer, yola devam etmek ve uzaklaşmak ‘kendi’liğinden — bu bitmeyen naiflikte bir yabancılaşma keyfidir. ihya olmaktır. idame ettirmektir.

yola ileriye gitmek için çıkılmayabilinir tabi. aynaya bakmak gibidir de yolda olmak–her heyecanın eskisiyle yer değiştirdiğini tekrar görebilme ve aynı hayal kırıklığını yaşayabilmedir. beklentisizliktir. gelişine vurmaktır.

içerideki yol bitiminde.

dışarıdan.

tekrar.

alınır

yollar.

) mine (

i couldnt’ sleep.

eyes didn’t want to.

got back here

where the stomach and the kidney is in love.

have you kissed in your first date. has your first date kissed you? did anyone see that? has anyone talked about anything? talking is a tall king with no crown?

now i know what

an empty stomach

says to a kidney.

“r ya drunk?”

kidney says

“i sucked the ( _ ) blood out of ( _ ) life”

that’s where

(your) eyes couldn’t sleep.

that’s how it is to be (your) inside.

two mmarize.

so where am eyez?

zzz…ısırym mı aabiiiz. zzaaabiii… zzssokıym mı aabiiiiyyyyyzz.