worn into these

without the night

there would be no light

the definition of the sight

eye_land_island

körolmayasıca yanından geçişlerimiz. gözlerin, içeriden çok dışarıya baktığı, hislerin dışarıdan çok içeriye aktığı, ışık altı kalbur üstü yansımalar dolu sevişmeler bunlar.

under the light everything is alright.

self_shadowing the moment

please un_lighten me the holy definition of life

the more i like the idea of life

the more the laughters rise

our imaginary selves become  one

on one another. it is our light that darkens others shadows.

without the night. no shadow, only instincts to follow.

without the light

paths drawn before us, unseen.

i’ll be in where you are, honey.

i had always been.

___

just found this…

it feels so mistakebly ok, now; every end seems like a better beginning for a way much better end.

so let’s assume, it is innaturably in our nature to summon meanings and unquestion ungiven answers at almost anytime for a better nothing. or should i say ‘at least but the best’ ?

” it’s true, it’s strange not living on earth anymore, not using customs you hardly learned, not giving the meaning of a human future”

-Rilke (?)

this looked like a letter. (lol)

so take care, till next time realizing shadows falling before oneself.

_nmb

http://blather.newdream.net/n/numb.html


I didn’t know you saw
Your eyes seem shut
But there you are
Barely moving
But still alive.
I didn’t know you heard
You seemed so lost
I thought you liked it
Should i have looked for you
I wouldn’t have.
I didn’t know
I didn’t want to know
I only knew your eyes as vacancies
I only knew your voice as theory
You are there
I can see your chest move
Barely moving
Barely awake
You are there
You watch and wait
I didn’t know
I didn’t want to know
020925

face_less

gök_yüzlerin hepsi, yüzemez denizlerimizde.

her balık kendi kuyruğundan ısırılırı, her koyun kendi bacağından yalanırken.

her binada, bakış_malarda binalarda,

yüzümüze çarpamaz, dusduvar suratsız ifadeli şehir yaşanmışlıkları.

yüzümüzden bir parça silinebilsek zımpara duvarlara, yüzsüz kalsa ifadelerimiz.

göörünen köylerin, görünmez sokaklarında, duvarlarda kalsın izlerimiz.

everything under the moon,

i’ll find the things and meanings again,

soon.

bayıldım

http://www.chrismilk.net/movies/01.mov

“- unfortunately it won’t work that way

+why not

– well, now that you have my heart, i’m pretty much left with a cavity inside, for a lack of a better term “heartless”, i will now treat each woman i’ll meet with a passive regressive (contagiousness?), that will ruin relationship after relationship for many years to come. ”

* gnarls barkley – who’s gonna save my soul

wtr_lnd_air part IV

me and my porno angles

the view is clear, the air is here.

the sea is even cooler than tear.

any door, any time.

most of the time. most beautiful view.

the thought of have been there, is right here with me.

in me out me, keep me, hold me, live me, leave me.

i am in rainbows now, where a god cries.

takes photos of us from above, sending the lightnings nice.

how red can a meat be

how wet can a sea be

how  happier than a happy bee,

any bee, with the honey in me?

now that we are awake, let’s celebrate the souls recharged.

purified and clarified,

the mind seeks for newer shines. sun is not over the sky,

it is just in me right now.

me and my porno angles.

i always hated my heat. now knowing it works for the meat. let’s eat what i just cooked, there are crows now to feed.

carefully fueled. easily smiled. eyes watchingg us, sees the shine within us. when the skies are low, it is the rain that falls bringing the ultimate happiness on a torrid climate. it is the feeling within, keeping the heartbeats cool, brainworks smooth.

safranbolu. safram dolu. el mi yaman, belim mi bükük.

me

and my

porno

angles.

in

me

and

my

eyes.

dial66648833

-neyin varmış?

+…

-ne? söyler misirn?

+panik atak.

-aaa ne ayıp. biliosun yapamam benöyle şeyleri. bi de beraber yapalım diosun. ayıp diil mi?

+ höe?

-gen git at pandik. ben atamam.

+ :D hep böyle olcan di mi sen?

– sen dedin diye mi. atamam diyorum yahu. böyle olcam evet. atamam kimseye pandik mandik.

+ :D

– nanik atak. tatak.

+ bi de şeymiş lan, yani kendimi kontrol etmemle alakalı diilmiş.

– etme kendini konterol. ismin erol diil bi kere.

+ abi başlıcam aforizmalarına şimdi.

– 1…2…3…başlar.

+:D

-ne gülüon lang. eytereeee… ben işe dönüyore. bi de cozcaada dökümantasyonuyla uraşıyore…

+eed, gördüm.

– daha da göreceyn. haydn josephina.

+ :)

wtr_lnd_air part III

yes yes yes yes yes yes yes

i know i’ll live on an island in the sun now.

getting red all over, like a lobster.

have i heard about the big red?

I AM THE BIG RED!!! =D

and absolutely, i will have a blue door of my own.

geçen cuma akşamından bu yana 1 ay geçmiş gibi.

“ben de oynayabilir miyim?”

yere bir deniz kızı yapmış. sand_art. güneşin değil, rüzgarın sıcağı kavuruyor. beyaz şapkası, kırmızı omzum. türk bayrağı motifi gibiyiz. yeşil_ela gözleriyle kırpık kırpık kırpıştırıp, arkamdaki güneşin doğurduğu gölgemi yüzüne doğru düşürmeme kadar sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyor. annesi sanırım, uzakta değil çok, tedirgin oluyor. benim beraberimdekiler ise deniz, şarap ve havanın etkisi altındalar bile. uzaklaşabilmişim, yakın birilerine doğru.

“tab.. tabi…” diyor, aksanı bozuk, belli ki yılın büyük kısmı buralarda değil.

“şarap?” diyorum, sıcak başıma vurmuş, midem, 1 ay evvelinin tedirginliğini yaşıyor henüz gündüzden. arkadaşlarımdan biri farkediyor, geliyor.

” sağol, çok erken ve güneşli şimdiden içmek için, ben kullanmıyorum bir de” diyor afal topal aksanla. güzel.

şişemi kuma bırakıyorum, kum kabulleniyor, sıcaklaşmış şişe ve sıcak şarap kıvamındaki karışımını.

deniz kızının başından aşağıya doğru, medusa saçı yapıp yapamayacağımı soruyorum. kabul ediyor. fractal’ler, spiraller çıkıyor içimden. oysa elleriyle pürüzsüzleştiriyor frontal yere paralel denizkızcağızını. omzum cayır, arada arkadaşım omzuma biraz su sıçratıyor da kendime geliyorum. all the world is in most likely to become tungsten. sonra neydi bir tom waits parçasıydı ama adını hatırlamıyorum sözler kelimeler akıyor.

saçları yapıyorum. bir anda üzerimde bir çift göz.

“güzel olmuş” diyor.

“zaten güzeldi” diyorum. ismimi soruyor. kabalık ettiğimi farkediyorum, ben de onunkini soruyorum… sessizce sorular, cevaplar. sonra da ismime bir tribute yapıyor. iletişim bilgilerimizi alıp veriyoruz. annesiyle tanışıyorum. uzuncana anlatıyor annesi. memnun oluyor, “çok sıkıntılı” diyor, bir de kardeşi varmış kafiyeli ismiyle, o da ablası gibiymiş. resimlerini çekmemi istiyorlar. çekiyorum, ve ileteceğime dair söz veriyorum.

dişe benzerler serisinden bir taş bulmuştum. onu zar zor çıkarıyorum bitmiş sigara pakedimin katlı jelatininden. hediyem olsun diyorum. gözlerim kamaştığından sadece sırıttığımı hissediyorum, senkronize gülüşüp gülüşmediğimize dair tek ipucu çıkarabildikleri (annesiyle) kikirdeme sesleri. çünkü yüzlerini seçemiyorum.

yereparalelfrontaldenizkızıyla gün batımına kadar içiyoruz. tavada kızarmakta olduğumuzun farkına varmadan :)

i am getting redder, heat is a big melter.

wtr_lnd_air part II

i like almost each second of taking these pictures. click click.

monsieur ernst ( !*? edvard_eduvar ) munch. monsieur orwell. monsieur meticulous.

they ask– “so you don’t believe in god.”

i pause. replying silently, i might not be able to believe in ‘a’ god, capable of creating “may be“s. that’s why there may be god, and i may not believe in.

then comes the beady belle song, taking the conversation far from an ernst münch_scream painting. or at least resemblance. resemblance is membarance :D aphorysm is working, oxygen inthe body and the metabolism, we announce, we are f.ckn happy :) and dance.

the details, become visible. each likely thing is to become unlikely.

may be they were. but all the time seeing details, but not accepting them silently was the most obvious and sociable detail. even pronouncing the thoughts. let them be.

hell yea. we find the mines at the first street we ran in to. and at the muslim side. geez.

being invited inside. welcoming from the outside %)

now on to the part III

wtr_lnd_air part 01

2 nite

to the right

i’ll try something new.

the road is now water. on wheels, no heels. geez man, gonna see the wind forming new lives, energy and much more.

so i’ll try something totally new.

i’ll sleep. on the way. in the way.

and here i wake up.

our

yol

cuh?

uhm. that’s a ‘dee’ (D) right?

eytereee…

üstelik geçilmez diyolardı. nası geçtik ama?!

>:D

bir de çelişkilerr yumağı. kafada balon balon uykudan uyanmışlık. hani yolcu yolunda gerekti? heyteree

bek beğendim, istiyorum kendisinden. koskocaman bir ağız.

az ileride soracağım soruyu soran amcalar.

ne varmış sahiden orada?

bişeylerin yokluğu yeterince güzel değil mi zaten? ne var diye bakmaya gitilmiyoruz ki. ne yoksa onu yaşama rahatlığındayken hem de :)

so hell yeah, i decide.

i’ll sleep to the night. on the road, off theright, yup yup yup.

motto of magic but illusion

some house at besiktas

“making something disappear is not enough,

you have to bring it back

to make people believe.”

there i am

reading pages of a book, under a solemn light,

they can see me staring right

at the corners of each page,

turning bright,

in between red_read past lines.

i can be heard, i can be touched,

no eye sees me at first sight.

anyone dare to dream? believing in magic?

how to disappear completely, parts I+II

disillusion itself is already magic.

i believe i am invisible,

when nobody’s looking at me.

“and all the lot

it’s what i’ve got

it’s what you see

it must be me”

geez man

__ says:

aman iyi bari

__ says:

sonra göt gibi kalıyorum ortada

__ says:

:d

braininpain:

höytere
göt möt deme öyle

__ says:

ne diyim

__ says:

ömt dersem olur mu
__ says:

başına gelen en kötü şey oldum ben değil mi*

__ says: 1:40 PM
vaaaay demek öyle sessizlik)
__ says:

ya da ekran başında olmayış

braininpain:

blogumu açtim yine
ve bu diyalogu eshsiz bir görsel ile koyucam

__ says:

ooooooley

__ says:

hayıırrr abicim
bana da söz hakkı düştüğüne göre
rica ediciiim sizden

shine on man

“And what exactly is a dream, and what exactly is a joke?”

“I don’t think I’m easy to talk about. I’ve got a very irregular head. And I’m not anything that you think I am anyway.”

“I’m full of dust and guitars…”

In yellow shoes I get the blues
Though I walk the streets with my plastic feet
With my blue velvet trousers, make me feel pink
There’s a kind of stink about blue velvet trousers
In my paisley shirt I look a jerk
And my turquoise waistcoat is quite out of sight
But oh oh my haircut looks so bad
Vegetable man how are you?

So I’ve changed my dear, and I find my knees,
And I covered them up with the latest cut,
And my pants and socks all point in a box,
They don’t make long of my nylon socks,
The watch, black watch
My watch with a black face
And a big pin, a little hole,
And all the lot is what I got,
It’s what I wear, it’s what you see,
It must be me, it’s what I am,
Vegetable man.

I’ve been looking all over the place for a place for me,
But it ain’t anywhere, it just ain’t anywhere.
Vegetable man, vegetable man,
He’s the kind of person, you just gonna see him if you can,
Vegetable man.”

the color violet _ pink

message sent 14.07.2008, 23.51

10 dakika önceden, iyi ki doğacaksın.

message received 15.07.2008, 00.13

ikinci kutlayan sen oldun. hem sevindim hatirlamana hem de senden bir hayat belirtisi görmeye çok sevindim. tesekkürler çocuk..

message sent 15.07.2008, 00.15

nice yaşamın dolu yıllara. sessizliğime gösterdiğin saygıya minnetarım. it’s a value hard to find.

message received 15.07.2008, 00.18

seviyorum senin bu halini. blogundaki cigliklarini okuyorum. ozledim seni…operim

_______

violet sky, an old friendly breathe.

this rain dedicated to new born life forms under this hot sun.

let’s dance and celebrate the rain. istanbul must be flooded now :)

photo: levent _istanbul, another hdr, under rainy cloudy daylight. luvlee.

zaman_köpeğim olsun

tarifi imkansız keyifler içinde bir kalabalıktayken

telaşlı telaşşlı geldi, takıldı yanıma.

oynamak istiomuş, elimden yanan sigaramı kaptı terbiyesizce.

yanıcaksın dedim. ayağa kalktım.

hrmf dedi.

koştuk oynadık. bacak aramdan geçirdim iki defa, boyum büyük zamandan. zaman akıyodu herkes için. benimse köpeğim oldu. yürürken yanımda takıldı. sadece onunla çocuk olabildiğim için aynı dili konuştuk bi 15 dakika. sonra mı?

nefesim tıkandı. zamana 15 dakika dayanabildim :D

zamanı peşinden koşturmak?

zamanın peşinde perişan olmak?

kaçan kovalanırsa, zaman zaman kaçmakta fayda yok demektir.

kovalanmaktan usanmış yaz sinekleri gibi konmalı bazen bir yerlere.

kaçanı da kovalayanı da

azad edebilmeli bünye,

durdum ben kendi ilerleyişimde,

ivmemi sabitledim, eğrilerimi düzledim,

ilerlemeye devam, durağan bir şekilde.

travelling, without moving.

gerisin geri koşmak yerine, başlanamayıp taşlaşmış hatırasızlıkları,

hatırım içinleri, satır aralarım içindeleri,

oluş ve olmuşluklarının renklerini

göğün yedi katıyla katman katman boyayıp,

denizle yıkayıp,

güller açtırabilmeli yüzlerde.

sisler gizlesin göremediklerimizi,

geçmiş keskinse, gelecek yarabandı kadar kifayetsiz değil.

hele hele yarabandı hiç değil.

adı üstünde, gelecek o. henüz olmamışların gebesi kendisi. bir tanrıça.

crescendoyla 3:4 bi düzende,

staccatolar ile bıdık bıdık sekip yelkovanların üstünde,

deccrescendo ile ıslatalım her yeni fırça darbemizi, al niente.