s_alt okuma :: in between lines and mean_ings

hayatımda alabileceğim en nefis_dolayısıyla yıkıcı_ithaflardan biri olsun isterdim. aptalı oynamak lazım almamak için keza. birileri zamanında doğru birşeyler söylemiş olmalı ki akıllanamıyor insan evladı. başıma gelmiştiler den geçerken bir başkasına daha olduğunu görmek… sükunet açıklayıcı…

“başına gelmedikçe bilememek”

işte en yakıcı tarafı.

daha kaç defa başına gelmeli birinin? kendimin bir başkasının ve virgüller sonrasında bulamayacağımız diğerlerinin? hatalar kişilere değil, olaylara mahsus olaydı, bırakın unutmayı, unutulmayı zorlaştırırdı tarih. (anlamlar cümleler hep çifter taraflı. niyeyse. kimse üstüne almaz. ama mesela nefis bir yemek pişiriyoruz ve karides sosunun üstüne tükürüyoruz aşçıların aşçısıyken. hani mayamız lezzetli, tadımız tuzlı, alt okumalarımız s_alt between the lines. işte o zaman gözlerini oyması gerekiyor aşçının  o gizil iştahlı, sanki gözü kazara o tarife değmişçesine bakanların… ya da sadece gözlemleriyle kalıp, gizilliklerinde bırakmalı her nefs-i seyri…  kim bilir belki koca bir tabakta yenilip yutuluyoruzdur ) bu bir cevap değil. bir v2.0… yazana düşünmek ve dökmek kalmışsa, alıntılamakta ayıp yok sanırım.

“The very essence of memory is subjective, not mechanical, reproduction; and essential to that subjective psychology is that every remembered image of a person, place, idea, or object inevitably contains, whether explicitly or implicitly, a basic reference to the person who is remembering.”

işte buradan : 

 
“Bir gün – Ben Analizleri – T.’ye veda

Bir yazı kendini şekillendirecek şimdi burada.
Kırmızı kupamdaki kahvem, siyah kültablama sıkışmış sigaram, önümde lekelediğim parlak beyaz bir sayfa, uykusuzluktan küçülmüş gözlerim, banka kuyruklarında heba olmuş yorgun bedenim, dualar ederek istediğim işten aldığım ret cevabımın nedense yarattığı az hayal kırıklığı, birbirine sarılmış birbirine ‘yapma’ diyen içim ve beynim, sorularım ve cevaplarım, bir de içimdeki sana vedam.
Bir dolu şey akacak buraya. Geldiği gibi.
Nasıl başladıysa öyle bitsin. Son versiyonum:
Birşeyleri şansa bırakmak tam da benim korktuğum şey. Şans hep ağırkanlı.
Eskaza, yaşa-rız.
Aklın biliçli hali ile acı çekeriz ve neler olduğunu/yapıldığını düşünerek hiç başlayamayız.
Tuzsun sen. Deniz tuzu. Yaraya basılan tuz. Yemeğe konan tuz.
Bir vardın bir yoktun. Yokluğun puf diye, sessiz; tekrar belirmen pat diye, geç kalınmış açıklamalara gebe.
Susmam ben. Bir dolu şeyden korkarım ama söylemekten korkmam.
Aşıkmışım sana. Bugün dank etti. Bugün bitti çünkü.
Sanki bir ilişki bitirmişim gibi acaba mı diye hala bir umut ama yok artık diye de müthiş bir rahatlama hissi. İlişki bitimleri delirticiymiş, yok yere bu şizofren, anti-gerçek, içsel idealleştirmeli aşk hikayeciğimde hatırladım.
Son kez lakabınla müsemma sitelere girdim az önce.
Son kıyağını da yaptın bana.
Nasıl bir adam istiyorum’u yazmayı düşündüm bugün. Tam da aklımdan geçen cümlelerin şarkı sözü halini hatırlattın bana.
“You want me?
Fucking well come and find me
I’ll be waiting
(…) I’m ready”
İstediğim bir adamdan isteyeceğim daha bir sürü şey olacak ama ilki bu.
No procrastination mottosu.
Bunu bir ara uzun uzun yazacağım. Dilekleri dillendirirken dikkatli olmak gerekiyor diyorlar. Kesin, üzerine düşünerek bir adam dileyeceğim ben de. Yanlış anlaşılmaya mahal vermeyecek türden bir detaylandırma ile.
Gelelim bana.
“I want to
I want to be someone else or I’ll explode”
Herşeyi kendim için zorlaştırıyorum ve beklemeye katlanamıyorum. Sabırsız değil hızlıyım; hala iddia ediyorum. Yoğunum. Düşünüyorum. Duramıyorum. Senaryoların Tanrıçası’yım. Drama Queen’im. Hep mutsuz bitiyor hayallerim.
Nasıl bir yoğrulmuşsam yaşanmışlıklarımla, ne zaman bu kadar mutsuzlaşmışsam, hayallerimde bile kendimi hırpalanmalara hazırlıyorum.
Bu kadar hazırlanınca da karşıma çıkan olumsuzluklarda harekete geçiyorum, savunmaya, korkmaya, saldırmaya, söylemeye başlıyorum.
Yapmamalıyım. Biliyorum.
Ama “so many careless angels responsible for me”
Zılgıtın en büyüğünü kendime sakladım.
Bu hikayenin son zamanlarında attığın usul adımlarda lodos oldum yağdım, taştım üstüne. Yıkıcıyım.
Ucu da sana dokunsun.
Üstüste bu kadar aralıklı boşluklar biriktiremezsin yerçekimli gezegen insanlarının içinde.
Ev dumanaltı. Kahvem bitti.
Hayrımı göreyim.”

sak irzam

bir bulut oldum

saçlarımdan yağmur, 

karlardan taç oldum başlara

bir ___ oldum

geceye gündüz, gündüze hayal uykusu kimine

bu sayıda lodos oldum

kelimeler sudan sebeplerle çağladı efil efil.

avuç içlerinde battaniye keyfi oldum,

alın-yazılarında okunsun diye.

 

kelimeler oldum, sordum durdum.

elim doldu, aklımı yoğurdum.

maya oldum nehre çalındım

kafiye oldum, kış geldi diye.

kim oldum, oldum. oldum renklerden en sevdiğini.

olup da göremediğin bir renk kalmış meğer.

bir sen oldum. bir siz.

 

 

ya-sakla samanı, ki erişilmez bir raftan düşebilsin, ya da bırak zamanı bir başkasına. 

 

bul ut id im, gez i yordu m.

zam an   ol dum a  kıy  ordum.

saman iken, yasak doldum.

zamirlerde yasaklanıp, tepetaklak görsel yoldum.

 

güldüm, soldum

komşuya sordum.

thanks for what i’ll be breathing,

what you exhale.

tetikleyen

“If you want to learn to **** better, you should start with a friend who you ****,”

Nikka – age 6

two words asterixed in companion to how ugly (y)our minds can get

but not a childs. as she can describe that naive.

   (( æ  )) Arvo Pärt – Für Alina, for piano

e burası.

boş burası.

sana yazıyorum. içi boş kalıyor. bu sayfayı boş geçiyorum. sonra dolduralım diye.

belki sorulan soruların önceden verilmemiş cevapları olduğunu anlatırız bir gün birbirirmize. öncelikli sorgulamaların, yaşanmışlıkları bozacağına gün doğar… belki o gün anlam olarak da, şuraya birşey yazmamanın yaşayamamışlığını, yaş almışlığımız; ama yaş kurunun yanında gider diye çözemediğimizde bir göz kırpmayla anlaşırız.

kimbilir belki o gün anlarsın. belki anlaşılır başkalarınca geçmişliğimiz olamayışlardan.

anlayamadığım şeyin, yanında sessizce durabilme isteğim oluşunu velhasıl kelamlara gark etmişliklerden buna imkan kalmamasını.

öyle özlerim ki ben şimdiden herşeyi. yaşamaya bile gerek bırakmayablirim. çok masal anlattım ben çocuklara, yaşamaya geldi mi o masalları, yaşatmaya geldi mi, hep gerçeği seçer oldular. ben kçülüeceğim dedim, kurgusal zamansız kargaşalarımda, tam misal verdiğim masalı kurgulayayım dedim, bir balina kılçığı gibi geçmiş, gelemeyecek olarak takıldı kaldı anımızın boğazına.

şimdi seni ilk gördüğüm anla, son göreceğim/görüşüm an arasını yaşıyorum.

kalabalık. bir ışık. yeşili şık mı şık. karanlık herkes ve herşeyken. kendim bile kendimden yorulmuşken.

rüyalarımda ne kadar daha uğraşacağım seninle bir rüyalarım bir de rüyalarımdaki o arsız, edepsiz göz biliyor. daha kaç uyku perim çalınır gider onu hiç kestiremiyorum. ithafen dahi olsa, sevmiştim, yine olsa yine yaparım diyemeyişlerimi yaşıyor, hayretlerle mermerleşiyorum.

daha kaç benliğimden çıkar sensiz olurum bilmeden sormadan belirsiz; paketlenmemiş ama yaşanmaya hazır bir yürüyüşün, eşiklerinde son kez geziniyorum.

inan, duvarlarından manzara hayal ettiğim bir mezardan dirildim. altında oturduğum çatuya girerken bile, kurdum, kuruldum hayallere, hayali film geceleri şarap içmeleri bozulmaları, sessizlikleri seninle. seninle hayal edemediğim bir sensizlik var idi.

öyle özleyiveririm şimdi hiç yaşanamamış şeyleri. sessizce. sensizce.

sen her kimdi isen. niye seni düşlediysem her köşede yastıkaltı bıyıküstü tebessümler çizmelere. koskocaman bir craft kağıdı, tam da manzaraya bakan duvarın sol yanıbaşında. manzara mı daha iyi yoksa dolduracağımız bu koskoca boşluk mu yoksa hayalini kurmak mı o boşluğu doldurma ihtimalimizin diye, hayali manzarama da arasıra göz atabilmek için.

paketlenip oynanıp bozulacağıma, hiç olmasam, dışı inci, içi zindan mezarımda otursam geceleri. gündüzüm, sensizliğe, üzüntüm, sessizliğe yol alsın madem şimdi.

sahiden belkileyiş, bekleyiş olur da

tam da unutup gittiğim anda,

a-a

ne de iyi herşey deyiverir, uyanıveririz…

işte belki bir gün

böyle özleyiveririz

özverilerimizi.

off the g_round

off the point

the view seems clear

of  my thoughts, the desperacy seems to be falling apart.

 

talking off topic, this is typical

how might any random song

name it all this moment or

get all synical again

“I am thinking it’s a sign that the freckles

In our eyes are mirror images and when

We kiss they’re perfectly aligned
And I have to speculate that God himself
Did make us into corresponding shapes like
Puzzle pieces from the clay
And true, it may seem like a stretch, but
Its thoughts like this that catch my troubled
Head when you’re away when I am missing you to death
When you are out there on the road for
Several weeks of shows and when you scan
The radio, I hope this song will guide you home

They will see us waving from such great
Heights, ‘come down now,’ they’ll say
But everything looks perfect from far away,
‘come down now,’ but we’ll stay…

I tried my best to leave this all on your
Machine but the persistent beat it sounded
Thin upon listening
And that frankly will not fly. You will hear
The shrillest highs and lowest lows with
The windows down when this is guiding you home”

düş_ince

küçükken düşmüşüm
düşünce balonuna
düşünce balona
kelimelerim uzamış
anlamlarım sızlanmış

dolu düşlemişim
boş konuşmayı öğrenerek

dolu düşmüşüm düşünden başkalarının

düşünce kanalizasyona
kanalize olamamışım başka hoyratlıklara

düş ince
gülüşmeler eklenince
gözgöze gelişlerde buluvermişim gerileyişlerimi, gelişemeyişlerimi.

işlerden oluşlar,

dolu kadehlerden boşluklar tüketmişim
küçükmüşüm ben çok,

çok üşenmişim büyümeye.

bir dolu balona dönüşünce
ufalmış kalmış aklımdaki düşünce.

yok

sorulamayn cevapsızların

keşkelerinden ileri sekişler.bir güruh.

nicelerini gördüğüm

niteliğinin neffasetliğiinin farkına varamayacağımız türden

yanağım

kedim

sıkılmış umutsuzca meayv deyişi

banuya ” dediğin her şey sahici oldu” deyişim

nicelerinin değil

keşke

niteliklerinin oluşu

şu kısaca ama göz_öz_töz ünden geldiğim tanışıklıklar

bir redaktörümüz var : yusuf

şiir kitabı var : can yayınlarından çıkmış

keşke walklikeanegyptian

deyişler

yapışı.

keşkelere muhtaç olmak. ve çok sevmek kenndi kendineliği.

dönüşüm. sarılıp uyuduğum havası o her kimselerin

ve her kim kime dumdumalarda

bir nefes senin

bir heves bizim.

düz cümlelerin arasına bulutlar serpiştiresim var. keyfim yerinde kedim kucağımda. evimde iki kadın var iyi mi, hem de en iyimserlerinden. işler umarımladan gayrı “vay canına”lara dönmüş, 3 hamle kalmış şunun şurasında şah mat yek pek olmaya.

geçmemişin

gelemeyecek oluşuna

peki neden bu serzeniş?

kimin veya neyin uğruna?

sanırım

ki sana niceleri var biliyorum

niteliğini bozmadan olamayışların

iyi niyetli oluşlarının kutlamaıs olaggelsin

vasrsın türkişçemiz bozulur olsun

varsın anlamlarımız

sızlansın anlamsız lık larına.

mutlu yaşama aldanışında ( koskocaman bir masa, öpüyorum bir kadını pervasızca, ardından koce bir masa mutlucana geliyor dudağıma velhasıl parmaktan anlatımıma ) mutsuz olup ama zevzekçe mutlu edip

yalnız ölüşlerime içeyim yine bazen bazı bazı

ama şık olsun duruşlar

haşa

kime ne buyrulur yoksa

sarhoş girerken yalnız cehennemimize?

wha?!

lions on the edge of the street
words fallin down, hearing voices
there is a piece of paper
in my peaceful mind.

with a pause,
with a shout
shout
out
loud
fly high,
through a lie.

i can hear you
before seeing you.
please please lower the voice
and raise the meaning.

tic click go

i ain’t no game

on your best day

to play

ain’t a side dish on the menu,

ready for your orders.

ain’t a probability engine for a ride

towards a whole big nothing.

got my own things, with respect to many things,

i offered so long ago.

offers differ now.

my cruelty is the actual reflection;

of how brute that little game of universe those heads are playing in their little worlds.

google_correcting people

i woke up with the words in my mind

“may be; i’m in love with my misery”

i thought it was a lyric

couldn’t remember. couldn’t hold on to it. fakefully good the sentence was, i did not believe in it.

just needed a melody.

then a google search comes out.

“did you mean this?”

no. google. stop correcting me.

with all the respect :: random but real good reading

“…A Brazilian girl, Gaby, who might be reading, gave me the best insight I’ve had in a long time. “You always know what you’re doing, regardless”… Drinking isn’t an excuse, being depressed, feeling alone, they don’t make up. I know what I’m doing, don’t I? Self-destruction, the path to Arcadia, little steps, everyday, to get to bottom. It’s crazy, I’m crazy, but that’s life, isn’t it? Oh for fucks sake, I fucked it up. Dreaming of a past I can’t forget, genuine smiles, all to ashes, burnt, I fucked it up. You always know what you’re doing. I fucked it up. I had it all. Everything I ever wanted, still dwelling, turning in circles. Maybe I’m in love with my misery, maybe I just like dwelling. It never got me anymore, but nothing ever did…”

now with a decent smile,

off goes my trial;

of boredom and masks.

=)

for the soon

just remember my unborn children of endless moons

and gettogether soons

one day shall stand in front of you

&

for all

pleasure is a reason & result,

whilst

misery is quite likely a source to be fed on.

so shall the sun smile into your hearts

without making your feelings burn.

be the cat of your own

let the mad inside you

get along with the sad.

with a fake kiss on each cheek

let your souls play hide and seek.

=)

gülten akın

Siyah-Beyaz

Beni dünyadan ötelere götürdün
Kollarımı bağladın dur dedin
Tuz kokan geceler dur dedi
Durdum bekliyorum, gelme

Ay aydınlık gece kara
Gözlerimin ardında karanlık ölesiye
Canlı ve cansız ne varsa sımsıkı
Bu saat daha yakın daha el ele
Şimdi yalnızlığımdan utanıyorum
Durdum bekliyorum, gelme

Bunu ta başından biliyordun
Bir gün buralarda sonuncu kalışım olacaktı
Ellerinin bir anlık şeklini tutacağım
Bozkırdan günün son treni geçecek
Ben her şeye ardından bakacağım
Bunu ta başından biliyorum
Durdum bekliyorum, gelme

Artık ne sen konuşmalısın ne başkası
Yaşamak adına geçtik bütün değerleri
Beyazın en orta yerinde duydu yürek
Bu rüzgar tutmaz insanı uzun boylu
Bu rüzgar serseri

Şimdi kavramların ve cümle rüzgarların dışında
Durdum bekliyorum, gelme.

gülten akın

siyah beyaz

memed fuat-türk şiir antolojisi

good morning view

–07:30 in the morning
view from the new flat–

07:30 good morning morning :)
don’t want to give myself no more warnings.

the cool breeze in the air is
better the coolness
in the head
i’m warming.

“…it’s a new dawn
it’s a new day…”

uzunn susuşların

yorgun bekleyişler oluşuna

ve her beklenenin

istenildiği anda değil de ( de ayrı bakınız ‘türkçeye’ )

sahiden beklenebileceği an’ın oluşuna.

ve klavyede her harf sırıtırken suratımıza.

‘hey, şu harfe de bassana’

eklentiler. çıkarılanlardan matematiksel olarak fazla veya az ise.

let the science guys solve the un_equation of modestness.

her pencerede görünen içeri yaşanmıışlıklardan dem vurarak,

hiçbir yaşanmışlığı es geçmeden,

havayı pasta gibi yiyerek,

pastayı hava gibi duyarak ve belki nefessiz

su altında derin

derim, derine gittiği yerde belki,

virgüller sonrası, günaydınlar öncesi,

seslerin

sessizce

harmonide ve kendisizliğine buluştuğu yerde belki de

ilk örtüşmelerimiz.

ilk ürküşmelerimiz.

now i got this way to run

they tell me to run

i ask

what if i walk?

heh.

i just invented the time machine.

now i have wonderful options.

first thing comes to mind is to come back to this second and re live this joy over and over again. i am exhausted.

heh!. i just invented the time machine. now the better part is having re_lived this joy over and over again for like the zillionth time.

let’s just go somewhere in the future and break this machine thing.

heh.

now the future is coming towards me.

much much better this way.

heh.