all those reds_terdays

allthooseredsterdays

uyurken uyanamazken.

uyuyamazken, uyku namazken.

dinsizin hakkından imansız,

ansızın aklından akılsız geçerken.

uyumalı. düşüşlere değil, dünleri yıkamalı bugünlerle. kırmızı kedilerin masmavi hayallerinin üşüştüğü uykulara.

‘cos al those redsterdays, are now the bluest ways of the cat =)

“Dont you think you oughtta rest?
Dont you think you oughtta lay you head down?
Dont you think you want to sleep?
Dont you think you oughtta lay your head down tonight? ”

ah diyor oh diyor

got me wrong diyor

bi  tane daha yuvarlıyor. aslında aklında çok şey ama dilinde pekk mütevazı şakalar yapıyor

anlıyor musun diiyor. dinlemiyor. sormuyor çünkü. sorsa da cevap aramıyor.

bir telaaşe etrafında. kokluyor. her delik mübah diyor. girdi ile çıktı diyor. eğleniyor. eğlendiriyor. seviyorlar insanlar akıldan aşağısını. aşağılık diyor, bir yudum daha alıyor. gülüyor. güldürüyor her gülüşüyşe.

 

yiyor. bir defa daha nefret ediyor oluşlardan oalmayışlardan. taksiye binicem diyor. binecek de. yürüyüp ayılmak istemiyor sarhoş olamadığı bir akşamda. karar veriyor. ama aklında bi kesinlik yok. verdim diyor kararı. kararması an meselesi.

 

 

boşanacakmış biri. eğleniyor bu fikirle, madem boşalacaktın niye boşaldın diye.

noodle deniyor, nodül diyor, gülüyorlar, soruyor , nö dülüyorsunuz?

yine kahkaha kopuyor. şimdilik zamanda yaşıyor sanki, kendi bile o anı yorluyor yörlüyor. yor yor your.

 

öpmüş dün gece. mişli geçmiş zamana yine gidivermiş.

bir ten koklamış. kimse bilmiyor.

o hissediyor. ya da sanıyor hissettiğini.

morphine çalıyor. dinlemiyor. masa boşaloıyor. yine espiri yapıyor.

gülüyorlar.

gülüyor.

bir yudum daha içiyor neşesinden. tüknsin diye. sakladığı nefsi köreliyor. flaşlar patlıyor. karelerde olmak canını sıkıyor. kızıyor.

 

taksiye biniyor nihayetinde. anadolu yakası. biliyor oraları, acıbademe gidecek, sağdan 3üncü sokak mesela

soru gelmiyor, biliyor diyor şoför için, farkediyor ki şoför dingil. hani anlatamayacağı kkadar.

gece gece sıkılmak istmeiyor, iniyor taksiden, evine gidecek çünkü.

diyor ki:

işte burada iki nokta üstüste atıpçok önemli  bişey diyyecekmiş gibi bu satırı harcayayım.

 

aklına geliyor duvara çizdikleri tuvaletlerde.

işerken görsün mü acaba insanlar diyor, ben insan değilim diyor.

diyor diyor dinliyoruz. kimsenin iç sesi böyle yüksek değil.

 

öyle bir bakıyor ki yukarıyda ve yukarında.

‘yani’ kelimesi anlamlanıyor. tadlar harf oluyor ışıklar renk.

kavramları seviyor

kavrıyor seni ve

seni….

diyor

gerisini içinden sen getir.

yoksa şimdilik zamanla

şimdiki zamanmış gibi

doldur

 

diyor.

öpüyor. kokluyor. susmayı seviyor. got me wrong diyorç 

susuyor.

öpüyor.

konuşuluyor.

susuyor.

dinliyor. 

kelime kelimenin ilacı diyor. aphor yaptığını sanıp bir kanca daha takıyor body and mind suspension larına.

kafiye istemiyor.

öpüyor yine.

ve yine.

öpüyor.

time revisited in time

lacitime

re_wised by means of color. and by all means.

pearl jam’in gizli parçalarına bayılıyorum.

her albüm sonundaki o 1 dakikalık albüm bitti saygı duruşundan sonra yepyeni şeyleri, belki de şöyle olabilirdileri müjdeleyen kısa özetlerini.

Youve got time, youve got time to escape
Theres still time, its no crime to escape
Its no crime to escape, its no crime to escape
Theres still time, so escape
Its no crime, crime..

heaven’s gonna burn our eyes


Mykonos from Grandchildren on Vimeo.
under the light. over the bar. near the far. clear the throat. fear the roar. undo the next. welcome the rest. tears down the throat. cheers drown for being grown. hears a yes. hears a no. here’s our most solitude moment of joy in a musical crowd.

oh dear oh my very little diddle doodle dear.  two lights for the night. i’m too nice for one. yet the other’s too true to be right. hold tight. good night.

çello

sanki bir güzelleme gözlemesi her ses. sanki br andan bir diğerine atlayan ansızınlıklar. hele o sızlamaları yayların.

ve ah chello wtih some othello in mind

bringer of a winter morning in a sunny night

a breathe of a sudden drowning for a useless mind

bir iklimin değişim habercisi 

bir döküldük ama deliliklerimiz delimiş söylemi.

ah ya. keşke hep mevsimlerden istenmeyen mevsim olsa.

daha bi özlesek sevdiğimiz sarılası tutunası mevsimleri.

yine coş. iyi böyle.

alın tığımı aldım geldim. nakşedelim o zaman ne dersin?

“bir  kadın, eğer bacak arasında birşeyi sağlıklı tuabiliyorsa, mutlak bir yerçekimi ve bir at kuyruğundan yapılmış bir yay vardır ve işe yarıyor demektir.”

yok kaynak bu sefer.

arayın bulun alla allaa…

oh man i give up =D

notrespassing

this i want to hang to the entrance of a bar. or to my door.

i was dead. now i’m alive. who’ll survive?

işiycem donuma gülmekten. kontradiktedir!

___ says: (2:00:38 PM)
siparişle arkadaş arıyorum
( • I O ) says: (2:01:11 PM)
3 satır önce bi soru sormuş. gözüme takılmış. aman cevaplıyım da hah diyorum. bi bakıyorum ne sorduu sorunun cevabı umurunda ne bişey. focal length sonsuzluğa vurmuş
bi telaşe bi telaşe. iletişicez aman diye.
şimdi _____ ile ilgili sorunu cevasplasam ne yazar
( • I O ) says: (2:01:47 PM)
:D
git kendi arkadaşını kendin yap
( • I O ) says: (2:02:08 PM)
ya da dur sana bi video göndericem
( • I O ) says: (2:02:46 PM)

oh what a wise thing it is to live.

“Today, I told a girl I liked her.
She replied, “Don’t”.”
http://www.fmylife.com/love/75697

=D

just as i was listening this

“Well I don’t wanna hang around with you
I’ve got my motor baby and I’m gonna see you through
You think I wanna be alone with you
It doesn’t matter baby cause you’ve overreacted too
But since you’re down there, where will I just be
I’m getting fine girl, dressing up for stormy weather”

=D

this will be a very long day of blogging i assume.

eat the fat of ingliş

it is good

“to have known you”

—–

‘tanımış olmak güzeldi’ diil bu

‘iyi ki varsın lan’ da diil.

‘o zamanlarını ve zamanlarımızı gördüğüme bahtiyarım’ gibi bi duruşu var bu kelimelerin sanki. 

gözünün çapağına hayran ingilizce ya da bir hayli eski türkçe.

words mean less when we mean them.

like feeling.

coştum yine

Qui tacet consentit.

talk out loud series 01

‘tartışma’nın önceliği,

uzlaşıp sarılmanın (eksikliği)  ‘ yoksun’luğundan

olsa gerek.

algıdan algıya dönürü

the appearance of the belief for ‘the existance’ ‘to be’ is that  they fail;

yet they appear to be. as if they were.

 

today, accidentally,

while peeing in a bar – like humans do

i saw my ahndwriting on a wall. i didn’ remeber writing it there. but i remembered how i felt writing there.

then i recognized some other writing — this is important- a handwriting with pen, other than my own (as i recall mine now) charcoal letterss, there stood a miniscule ‘braininpain’ with the first ‘a’ with a curve fro the head to inside.

hereby i state this. 

we remember. 

not regret. not to forget.

things we do reveal themselves. as they are.

 

 

i adore myself being not another one. being a ‘no one’.

and again.

i declare my respect and the deepest of all love,

to whom,

having the best out of greater intelligence and idiosyncrasy

but yet

emotional awareness

of the reality of scenes.

 

xpx

losers will be shot!

Blizzards of paper
in slow motion
sift through her.
In nightmares she suddenly recalls
a class she signed up for
but forgot to attend.
Now it is too late.
Now it is time for finals:
losers will be shot.
Phrases of men who lectured her
drift and rustle in piles:
Why don’t you speak up?
Why are you shouting?
You have the wrong answer,
wrong line, wrong face.
They tell her she is womb-man,
babymachine, mirror image, toy,
earth mother and penis-poor,
a dish of synthetic strawberry icecream
She grunts to a halt.
She must learn again to speak
starting with I
starting with We
starting as the infant does
with her own true hunger
and pleasure
and rage.

Unlearning to Not Speak

by Marge Piercy

thankie_g

hm?

gözünden düştüm ağlayamayacağın kadar derine

görünmez olunuz hislerin kör ellerine

 

farzedelim elim ellerde.

elim haller bunlar. yaşam koskocaman, doluluk küpküçük.

 

küçük akılların farzedemediği haller bunlar

büyük takıların besleyemediği zenginlikler.

 

duyduğum bir tambur. rakı’m la yanında

yanımda bir düzine eller.

el’in gözü değse keyfime keder,

nafile. bir başka sen bir başka bende.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tek sen değilmişsin belki kimilerinin kaçtığı

kimilerinin kafiyesi zehirlere.

kim değilmiş kaçan, ne’lere?

ne’n var diye sordular el’e

selam olsun demiş, eller’e.

 

gidemediğim kadar uzağım sana bana.

düşen yaşların 

elinin kiri değmiş

denizinden seyirler dolusu 

 

14/2009 6:43 PM:

bende ole

( • I O ):

?

( • I O ):

i’m a little tired to give speeches and dialogues meanings. english is brilliant. name plural meanings mean only one.

:::::::::::

 

her harfi kaçırdığım an aslında her zamanımı harcadığımı sanarak harcadığım başka bir an olaydı.

 

o göremediğim anların anlam veremediğim anlarına.

new years wish

– i need to be happy

= you know, it does not come within the needs. get rid of your desires

– but i deserve it

= but happiness doesnt deserve you? man. get rid of this never ending probability of ‘must’s ‘should’s

we don’t deserve or need happiness

it just happens

but this also doesn’t mean we always should be miserable in search of hapiness. let it and it shall come to you

if not

we all die as miserable assholes naked on two feet with no fur.

01 01 2009

‘=’ being me.

oh how good it is

“ne zevkliymis senin yazilarini okumak bir kez daha hatirladim, blogunu takip ediyorumda son zamanlarda ve daralan turkce okuma&yazma kabiliyetim sanki yeniden doguyor gibi..tesekkur ederim efem:)
kendinize cok iyi bakiniz..

sevgiler,

n.”

 

sıkılgan türkçeye izni alınmış teşekkürler

ve bir ithaf

 

“komacan bir ejderha tarafından kaçırıldım, eğer cevap vermezseniz mesajıma bu… aaa  bırak kolumu pis ejderhaaa!”

bu akşam b. ile tatlı bi sohbet geçti

 

” uzun yazıları okuyamıyorum abi”

“ben de sanırım.”

“sen de yazıyosun ama”

“kafam iyiken evet”

“…”

“sen de yazıyosun ama”.

 

kafam iyi filan diil. kısa ve öz bulmaya da uğraşmıyorum. cuma evliler kervanına biri daha katılıyo. hem de sevdiim bi grubun konserini afterparty yaparak.

 

hüzün mü hatırlamalıyım? hazan mevsimi gelmedi mi yeni satırbaşlarının?

 

hatırla, N., ithafen de olsa, tatlı sütlü di mi virgüller bile her nefeste =)

sevindim okunmaya. kişinin sabrı, kendinden gayrı. =)

balon saldım googlemaps’e bakalım uydulanıcak mı yakın zamane teyyaresine =D

so, procrastination is thinking of what to write to a blog walking donw the street, drowning up against the stream and making a kkccuupp of tea! with a perfect view.
of how things are. in a circle =) nowpress play to resume =)

s_alt okuma :: in between lines and mean_ings

hayatımda alabileceğim en nefis_dolayısıyla yıkıcı_ithaflardan biri olsun isterdim. aptalı oynamak lazım almamak için keza. birileri zamanında doğru birşeyler söylemiş olmalı ki akıllanamıyor insan evladı. başıma gelmiştiler den geçerken bir başkasına daha olduğunu görmek… sükunet açıklayıcı…

“başına gelmedikçe bilememek”

işte en yakıcı tarafı.

daha kaç defa başına gelmeli birinin? kendimin bir başkasının ve virgüller sonrasında bulamayacağımız diğerlerinin? hatalar kişilere değil, olaylara mahsus olaydı, bırakın unutmayı, unutulmayı zorlaştırırdı tarih. (anlamlar cümleler hep çifter taraflı. niyeyse. kimse üstüne almaz. ama mesela nefis bir yemek pişiriyoruz ve karides sosunun üstüne tükürüyoruz aşçıların aşçısıyken. hani mayamız lezzetli, tadımız tuzlı, alt okumalarımız s_alt between the lines. işte o zaman gözlerini oyması gerekiyor aşçının  o gizil iştahlı, sanki gözü kazara o tarife değmişçesine bakanların… ya da sadece gözlemleriyle kalıp, gizilliklerinde bırakmalı her nefs-i seyri…  kim bilir belki koca bir tabakta yenilip yutuluyoruzdur ) bu bir cevap değil. bir v2.0… yazana düşünmek ve dökmek kalmışsa, alıntılamakta ayıp yok sanırım.

“The very essence of memory is subjective, not mechanical, reproduction; and essential to that subjective psychology is that every remembered image of a person, place, idea, or object inevitably contains, whether explicitly or implicitly, a basic reference to the person who is remembering.”

işte buradan : 

 
“Bir gün – Ben Analizleri – T.’ye veda

Bir yazı kendini şekillendirecek şimdi burada.
Kırmızı kupamdaki kahvem, siyah kültablama sıkışmış sigaram, önümde lekelediğim parlak beyaz bir sayfa, uykusuzluktan küçülmüş gözlerim, banka kuyruklarında heba olmuş yorgun bedenim, dualar ederek istediğim işten aldığım ret cevabımın nedense yarattığı az hayal kırıklığı, birbirine sarılmış birbirine ‘yapma’ diyen içim ve beynim, sorularım ve cevaplarım, bir de içimdeki sana vedam.
Bir dolu şey akacak buraya. Geldiği gibi.
Nasıl başladıysa öyle bitsin. Son versiyonum:
Birşeyleri şansa bırakmak tam da benim korktuğum şey. Şans hep ağırkanlı.
Eskaza, yaşa-rız.
Aklın biliçli hali ile acı çekeriz ve neler olduğunu/yapıldığını düşünerek hiç başlayamayız.
Tuzsun sen. Deniz tuzu. Yaraya basılan tuz. Yemeğe konan tuz.
Bir vardın bir yoktun. Yokluğun puf diye, sessiz; tekrar belirmen pat diye, geç kalınmış açıklamalara gebe.
Susmam ben. Bir dolu şeyden korkarım ama söylemekten korkmam.
Aşıkmışım sana. Bugün dank etti. Bugün bitti çünkü.
Sanki bir ilişki bitirmişim gibi acaba mı diye hala bir umut ama yok artık diye de müthiş bir rahatlama hissi. İlişki bitimleri delirticiymiş, yok yere bu şizofren, anti-gerçek, içsel idealleştirmeli aşk hikayeciğimde hatırladım.
Son kez lakabınla müsemma sitelere girdim az önce.
Son kıyağını da yaptın bana.
Nasıl bir adam istiyorum’u yazmayı düşündüm bugün. Tam da aklımdan geçen cümlelerin şarkı sözü halini hatırlattın bana.
“You want me?
Fucking well come and find me
I’ll be waiting
(…) I’m ready”
İstediğim bir adamdan isteyeceğim daha bir sürü şey olacak ama ilki bu.
No procrastination mottosu.
Bunu bir ara uzun uzun yazacağım. Dilekleri dillendirirken dikkatli olmak gerekiyor diyorlar. Kesin, üzerine düşünerek bir adam dileyeceğim ben de. Yanlış anlaşılmaya mahal vermeyecek türden bir detaylandırma ile.
Gelelim bana.
“I want to
I want to be someone else or I’ll explode”
Herşeyi kendim için zorlaştırıyorum ve beklemeye katlanamıyorum. Sabırsız değil hızlıyım; hala iddia ediyorum. Yoğunum. Düşünüyorum. Duramıyorum. Senaryoların Tanrıçası’yım. Drama Queen’im. Hep mutsuz bitiyor hayallerim.
Nasıl bir yoğrulmuşsam yaşanmışlıklarımla, ne zaman bu kadar mutsuzlaşmışsam, hayallerimde bile kendimi hırpalanmalara hazırlıyorum.
Bu kadar hazırlanınca da karşıma çıkan olumsuzluklarda harekete geçiyorum, savunmaya, korkmaya, saldırmaya, söylemeye başlıyorum.
Yapmamalıyım. Biliyorum.
Ama “so many careless angels responsible for me”
Zılgıtın en büyüğünü kendime sakladım.
Bu hikayenin son zamanlarında attığın usul adımlarda lodos oldum yağdım, taştım üstüne. Yıkıcıyım.
Ucu da sana dokunsun.
Üstüste bu kadar aralıklı boşluklar biriktiremezsin yerçekimli gezegen insanlarının içinde.
Ev dumanaltı. Kahvem bitti.
Hayrımı göreyim.”

sak irzam

bir bulut oldum

saçlarımdan yağmur, 

karlardan taç oldum başlara

bir ___ oldum

geceye gündüz, gündüze hayal uykusu kimine

bu sayıda lodos oldum

kelimeler sudan sebeplerle çağladı efil efil.

avuç içlerinde battaniye keyfi oldum,

alın-yazılarında okunsun diye.

 

kelimeler oldum, sordum durdum.

elim doldu, aklımı yoğurdum.

maya oldum nehre çalındım

kafiye oldum, kış geldi diye.

kim oldum, oldum. oldum renklerden en sevdiğini.

olup da göremediğin bir renk kalmış meğer.

bir sen oldum. bir siz.

 

 

ya-sakla samanı, ki erişilmez bir raftan düşebilsin, ya da bırak zamanı bir başkasına. 

 

bul ut id im, gez i yordu m.

zam an   ol dum a  kıy  ordum.

saman iken, yasak doldum.

zamirlerde yasaklanıp, tepetaklak görsel yoldum.

 

güldüm, soldum

komşuya sordum.

thanks for what i’ll be breathing,

what you exhale.

tetikleyen

“If you want to learn to **** better, you should start with a friend who you ****,”

Nikka – age 6

two words asterixed in companion to how ugly (y)our minds can get

but not a childs. as she can describe that naive.

   (( æ  )) Arvo Pärt – Für Alina, for piano