Çok erken gelmişim seni bulamıyorum

Bir gün herhangi bir insan, kendisinden hiç beklemediğiniz halde, sırf özlediğinizi söylediniz diye Cemal Süreya Parkına gidip ağaçların fotoğraflarını çekip, üstelik şiirini okuyarak size yollayabilir. Böyle insanlar hala varsa umut da var demektir. 🙂🍀

İki kalp arasında en kısa yol
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen iki kol Merdivenlerin oraya koşuyorum
Beklemek gövde gösterisi zamanın
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum
Bir şeyin provası yapılıyor sanki
Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni

Cemal Süreya

please stay at your homes

hepiniz evinizde kaldığınız için teşekkür ediyorum.

demiştim, diyeceğim:

yasak geldikten sonra herkes evdeyken: oh aman iyi oldu ekmek de yapalım stoklar hah.

me:

 

me:…

sonuç yok ki canımınkininiçi. yani ne olursa sonuç neticede = )

 

friends: well said.

 

claiming the uncertainity

faking illness, a pandemia, is making me further ill. my best friend dies(d) when she was just a young girl.

kızgınım bugün biraz. insan, yalan söylemedeki becerisini, bir hastalıktan muzdaripliği işlemek yerine, bir olguyu avantajına çevirmeye döndürüyor hala.

yalanı seviyor insan türü, kendisine de başkasına da başkalarına söylenen yalanın da büyüklüğüne hayran kalmayı seviyor üstelik.

.

kızgınım, çünkü kendini aldatabilirsin, ama başkalarını asla. bunu anlamayan çoğunluklar ile muhatabız.

az kalalım

az kalsın.

 

az kaldı; ha gayret,  azalarak boş olalım.

1

my heart now eating my eyes
my eyes are burning with the deal of heaven
names are just for more fuel
for the fools we were in our game given

mısra aralıklarının cereyanı, ceyeranı esintisi. senden her yöne esen ansız sapmaların kavşağı yine.

neymiş evenim. biz yine tekmişiz olunası duruşların okunası mısır püskülü mısralarında hayatlarımızın

hazır yönelimler demişken,
elim
vahim durumlara
durulamamalara sebebiyet vermesin diye

bir kaç balıkçıl kuşun aç kahkahalarıyla
ve bir kaç tok balığın
dingin fakat pek çifteleriyle
deniz üstü hasır
su altı kalbur üstü gömülmüşlüklerimizmiş yine
kıdemli sessizlikleriyle tebessüm ettiren.

su seviyesinin üzerinde rakı’m
su seviyesinde dalga dalga algım aklım
ben dündüm sen yarınım
bilinmeyen bir geçmişinde olabilir yarinim.
olamasın o telaşlı
gelgitsiz
ansızınlıkların tüketeceği
sınırı geçmiş zamanlar
aşırı ileri geçmiş zamansızlıklar
ve dursun yine

rakım : 0
yakınım : 20 metre deniz seviyesi
bakiyim ölçüsüzce, keskin olmayan cümlelerin öznesinde

razıyım. olsun keyfe keder
devrilip dönsün
şayet hayat diyorsak bu
trajik komik
kader.

bir mısra daha
ama hicivli bir ironiyle eğer
sükutumu yıldız yapıp konduracaksa gök parçası bir dost omzuna
hüsranda değil, ‘küsemem’le bitsin
tümcesiz başladığım bütünlememsi cümleler.
kalbi yansın yine kadife sessizliğimizin, bir gececik daha
kor alevli bir yürek olsa gerek şu elimde tuttuğum taş parçası
üflediği yerde kavrulur günler.

şimdi
andan ve bir sonradan
bakalım bulunduğumuz noktadan.

sapmadan
saptamadan
kimin eli, ellerin
kiminin beli el değmemişlerin

noktadan virgülden
bir gülsen
bir günsem

ne diyorduk sahi?
noktalamadan. yoklayamadan.

yok yok.
anı saman yerine koyup da
çok saklamadan.

korkma yanaş
kaç ama, yavaş yavaş

umuma açık umumi husus

burası evet. birilerine ithafen yazdığım şeyler olduğunda üstü kapalı olmasına çalışırken kolay deşifre edilebilsin diye atıflarda bulunduğum bomboş bir duvar.

duvarın tuğlaları kelimeler. anlamları duvara bakanlar çıkarıyor. ben değil. kelimeler değil.

 

son birkaç  ithafımın, yakın zamanda yaşadıklarımla değil, geçen senenin mayıs aylarına (2008 mayısı oluyor kendisi) ve devamında olan olamayanlarla DİREKT alakalı olduklarını,

istemeden içlerine girdiğim, aralarında gezindiğim ve vicdanen asla kendimi iyi hissedemeyeceğim şu geçirdiğim son 3 aylık dönemle uzak yakın ilişkisi olmadığını,

 

sanırım açıkça yazmam gerekiyor.

yazdım. buyrun.

kusurum, özürüm,

kabahatim boyumu boynumu aşmıış gitmiş.

özür dilemek, bağışlanmayı ummak ise, dileyebileceğim tüm özürler, okunan ama anlaşılmaya anlamlarıma-anlamsızlıklarıma dairdir.

neerg

when he says

remember when you loved me:

 

to me he says:

it was you, who could not love. who could not remember.

to love.

to be loved.

 

remember when you loved me is half/selfish.

as love as itself.

 

can not be as itself.

without another.

 

 

remember when we loved we?

2 the green grass again.

for the best tom waits song. better than my green eye’d claim as the world is green.

 

it ain’t. the world is a green grass ground.

bpdpbpdpbpdpbpdpbpdp

summer has yet to come

with all the green eyes and the grayest of sorrow.

to burn a skin from a hollow

the less to use the words

the more the meaning they have?

burn in which meaning of a which language?

 

 

one

as a prelude or (an)overture.

 

i miss your greenest eyes. (i hence recall the color)

 

two

as if we can not be. meant two.

 

three

sun lies in your bed. hot as hell.

i can even smell it in the cabs i take from not so crowded gettogethers but too many words as people in my home

in the cabs i sense.

in the walking i smell.

and

those green eyes.

i smile

 

as for a closure.

 

fell in to the ocean. but won’t you please.

please… 

lay your head where our hearts used to be.

o my green eyed bpdp.

 

end as an underture:

as a four… 4

there lies the scent the touch and all that nothing that could be more faithful and meaningful

than

whatever it was.

for whoever you were. and whatever ‘we’ was.

admiration is a form by means of making sense…

here is my OVERadmiration, for senses i still tend to make.

 

___________ 5 ?

my eyes are burning.

stprecxe — toile .s .t

my nerves are bad t-night. yes, bad. stay with me.

‘speak to me. why do you never speak? speak.

‘what are you thinking of? what thinking? what?

‘i never know what you are thinking. think.’

“What is that noise now? What is the wind doing?”

                             Nothing again nothing. 

                                                                  “Do

“You know nothing? Do you see nothing? Do you remember

“Nothing?”
   I remember
Those are pearls that were his eyes.
“Are you alive, or not? Is there nothing in your head?”
_________
For I have known them all already, known them all:–
Have known the evenings, mornings, afternoons,
I have measured out my life with coffee spoons;
I know the voices dying with a dying fall
Beneath the music from a farther room.
So how should I presume?

And I have known the eyes already, known them all–
The eyes that fix you in a formulated phrase,
And when I am formulated, sprawling on a pin,
When I am pinned and wriggling on the wall,
Then how should I begin
To spit out all the butt-ends of my days and ways?
And how should I presume?

And I have known the arms already, known them all–
Arms that are braceleted and white and bare
[But in the lamplight, downed with light brown hair!]
Is it perfume from a dress
That makes me so digress?
Arms that lie along a table, or wrap about a shawl.
And should I then presume?
And how should I begin?
. . . . .
Shall I say, I have gone at dusk through narrow streets
And watched the smoke that rises from the pipes
Of lonely men in shirt-sleeves, leaning out of windows? . . .

I should have been a pair of ragged claws
Scuttling across the floors of silent seas.

bir ileri

birileri söylemiş olmalı şu düşündüğüm şeyin aynını. mutlaka mutlaka.

kopamadığım, hatta delicesine hayranı olduğum şu bilemediğim tanıyamadığım birilerinin, bir sürülerinin içinde yaşadığı koca şehir, metropol pastası. the neon wonders of city. city lights. seviyorum şehri. şehredilmeyi. yok. kopuş yok buralardan. sevmek var, hayran olmak var, dönüp dolaşıp gelmek var buralara. paris gibi. amsterdam gibi. istanbul. bir ileri. iki geri.

ama bir de hani o arayıp da bulamadığım küçük kulübe? ahşap kapısı belki camlarının dışındaki saksıları bile?

hani o sempatik cici bici gülümseyerek gezen insanların olduğu yer? 

işte

bir ileri şimdi.

 

tabi. can hıraş bi yaşam bu. kanlı. çekişmeli. trafiği, bunalımı. barı alkolü. oluru olmazı. olamazı. olamayışları. buraya bağlayan her ne ise öbür tarafa ittiren de bu ikilem. dilemma ne tatlı bir kelime değil mi pek sayın okuyan gözler?

hani su olmak zorunda, küçükken kendime verdiğim sözden mütevellit yaşayacağım yerde. e iyi burada var. orada da hep var. su. SU!

soğuk da olabilmeli. güneşi kadar soğuk.

10 senelerce beklenebilmiş olabilmeli. bir garden state yavrusu, bir ulaştıkça uzaklaşılmışlığı.

tamam. kavga etmeden pes etmek yok. söz verdim. savaşmadan çekilmek.

çünkü hani o sevimli ahşap kulübe civarında carettalara yem atarken burayı ve kan’ı ve maviyi ve karmaşayı özleyebilelim diye.

neyse ki savaşlar, uzlaşmalara dönebiliyorlar.

nihayet.

birileri. bir ileri. iki ileri. gelelim geri geri.

=)

oh it’s a good relief.

karşı Ö deme.

( • I O ):

telefon çalıyo

( • I O ):

telefonu açtıımda ____ diyorum.

( • I O ):

“sayın abonemiz” diyosun. 

( • I O ):

kabusa döndü rüya iki defa.

( • I O ):

noluyo dedim.

( • I O ):

uyuyodum işte. rüyayı tek kişilik seviyorum ben.

( • I O ):

uyku locasına 4 kişilik bilet alıyorum. yangın çıkıyo 3 koltuk yanıyo. hep tek başıma seyrediyorum rüyayı.

( • I O ):

eelenceli oluyo.

( • I O ):

sayın abonemiz…

for what it should. and will be like.

There might have been things I missed
But dont be unkind
It dont mean Im blind
Perhaps theres a thing or two

I think of lying in bed
I shouldnt have said
But there it is

You see its all clear
You were meant to be here
From the beginning

Maybe I might have changed
And not been so cruel
Not been such a fool
Whatever was done is done
I just cant recall
It doesnt matter at all

You see its all clear
You were meant to be here
From the beginning

for who she should be.

a cat when puts a paw.

i saw i did i war.

 

a sens purrs a sound.

there in my arm the cat wears all.

 

when i stand

where i fall.

it’s my dark yellow eyed lady,

gets me to

fly.

purr.

hemen sağ yanımdaki gündüz feneri küçük kafalıya =)

seni seviyorum ulan kedi =)

111

now that we are almost clear

let’s re-rise our sins:

 

seven things could be anonymously the ones that we love.

biz sevenler olabiliriz.

 

“tell me right now what i am thinking for christ’s sake ” diye bağırınıp

aslında hiçbirşeyi paylaşmadığımızı anlayabiliriz.

hava gerçek kadar ağır.

ve gerçek ağır kadar ellerimizde olabilir.

 

 

5th of the things,

we need a fact.

the fact.

the fact is

we don’t know anymore

what we used to feel.

while we felt

is (was) just only a knowledge of how things might be.

 

1st of all we might say. (after/hence)  all those speechless days and mindless feelings.

someone should somehow remember.

 

 

is that what you WERE to say?

word count said before these. 111.

with old books with revised songs

cover

some words are even more useless, when used in inappropriate forms.

like old books with burnt pages.

 

tom waits used to sing.  yet being  one of his best songs, revised by all means by this little lady. the green grass. somehow all the world “was” green.

 

 

greengrass

so we close the book. some_ how we used to do.