1

my heart now eating my eyes
my eyes are burning with the deal of heaven
names are just for more fuel
for the fools we were in our game given

mısra aralıklarının cereyanı, ceyeranı esintisi. senden her yöne esen ansız sapmaların kavşağı yine.

neymiş evenim. biz yine tekmişiz olunası duruşların okunası mısır püskülü mısralarında hayatlarımızın

hazır yönelimler demişken,
elim
vahim durumlara
durulamamalara sebebiyet vermesin diye

bir kaç balıkçıl kuşun aç kahkahalarıyla
ve bir kaç tok balığın
dingin fakat pek çifteleriyle
deniz üstü hasır
su altı kalbur üstü gömülmüşlüklerimizmiş yine
kıdemli sessizlikleriyle tebessüm ettiren.

su seviyesinin üzerinde rakı’m
su seviyesinde dalga dalga algım aklım
ben dündüm sen yarınım
bilinmeyen bir geçmişinde olabilir yarinim.
olamasın o telaşlı
gelgitsiz
ansızınlıkların tüketeceği
sınırı geçmiş zamanlar
aşırı ileri geçmiş zamansızlıklar
ve dursun yine

rakım : 0
yakınım : 20 metre deniz seviyesi
bakiyim ölçüsüzce, keskin olmayan cümlelerin öznesinde

razıyım. olsun keyfe keder
devrilip dönsün
şayet hayat diyorsak bu
trajik komik
kader.

bir mısra daha
ama hicivli bir ironiyle eğer
sükutumu yıldız yapıp konduracaksa gök parçası bir dost omzuna
hüsranda değil, ‘küsemem’le bitsin
tümcesiz başladığım bütünlememsi cümleler.
kalbi yansın yine kadife sessizliğimizin, bir gececik daha
kor alevli bir yürek olsa gerek şu elimde tuttuğum taş parçası
üflediği yerde kavrulur günler.

şimdi
andan ve bir sonradan
bakalım bulunduğumuz noktadan.

sapmadan
saptamadan
kimin eli, ellerin
kiminin beli el değmemişlerin

noktadan virgülden
bir gülsen
bir günsem

ne diyorduk sahi?
noktalamadan. yoklayamadan.

yok yok.
anı saman yerine koyup da
çok saklamadan.

korkma yanaş
kaç ama, yavaş yavaş