your_gun

it happens to be.

some things just occurred to me. that things are a lot about to happen. they happen to become. somehow they don’t. not that they can not. they do not.

why? dunno for sure.

progress is another happening of process i assume. i happen to assume. time makes us do things. though things only happen to be.

without time things would just “happen”. with the intention of being done.

with time;

they are done. and that all we may happen to do is, appreciate it. not that they are done. appreciate time.

tiresome on the inside. happy happy happy whatsoever and curly on the outside. there are feelings that blow our words away and there are words that blow all those feelings tough. and straight.

i happen to realize… no not realize;

recognize this time.

this one , and this one.

pekala neden hep aynı dile dönüşler? dilbaz kelime oyuncağızlarımızla, zamana hükümsüzlüğümüze aldırmayışlarımız? bu dil bana ait değil por favor, sadece bu dili aynı anda kullanışlarımızın hastası olabiliyorum. bu dili hiç kullanmadan da aynı paylaşımları ayrı ayıklanmalarla yad etmenin hastasıyım. hastasınızım evenim, siempre. tekerrür ederek daha da çok seviyorum kelimelerimi. a-ha. yine kendime yakalandım. neymiş bu sahiplenme çabaları hele hele? ortaklıklar ne iyiymiş, ortalıklarda olmaktan. ortak geçmişler, yanından geçmişlikler, farkedilmişlikler, arabayı park etmişlikler, sabah mahallece gerzek olunmuşluklar o arabanın yerini bulamamışlıklar. oksijenle sarhoş olabiliyorsa bünye, o beyin zaten herkesin “ben deliyim, dahiyim” dediği bi kalabada, mümkünse gerzek kalsın. mışlar.

bizglish diye bi dil icad ettiricem tengriye.

bizniss de konuşabilcez kiosklar üreterek, kafalar hiç oralarda yüzmezken halbuki, ve hafif kendi dilimizden; bu sıjacklarda, toprak ve saman (ki kıçımıza başımıza da kaçan bu toprak+saman kokteylinden) tadını bangır bungur bulgur taneli müzik eşliğinde eritip atıverecek bizleiy’s in yerine bıraktırabilecek kadar da akışkan ve yavşak bi dil olacak. biz glish lerimizden sorumlu olucaz o dil sayesinde. ne gelişlerimizden ne gidişlerimizden ne gülüşlerimizden ne görüşlerimizden.

glish, bize, zamanı aynı anda bölebilenlere ve aynı anda farklı yerlerde olabilenlere ait olabilecek.

“bu gece hepinishde kalabilir miyim altogether at your homes for once may eye?”

“éhe! evetzi.”

…birinin diğerinden farklılığıya başkalıklar, sanırım her başkalığın birbirine benzerliği çekici kılıyor zamanı hissedişlerde. saçmalamak mı dediniz? bayılırım. buyrun saçmalarımdan bir kuple de size ayırdım –lamaz mısınız? -maz iseniz -layınız reca edicem.

your_gun lığmu bağışlayın ve silahlarınızı indirin. hatta hold your horses for a short amount of time. relax. lean back and just enjoy the melody.

so press play to continue in whichwisewhateverwaysyouchooseto. time to feed the dogs. time to dog the cats.

home – 0 — visitors ++

aklım yine oyunlar oynuyo bana. sanırım. aklım yine oyun peşinde. peşin peşin. aklım yeni oyunlar oynuyo bana. yine yeni kelimesiz. aklımda oyun yine oynuyo aklımla. aklım boklum. aklım sanırım yine aynı kelimeleri kullanmadan yeni bi oyun oynamayı yasaklamalı bana. oyucam aklımı. aklımı oynatsam yeniden oynar mısınız benimle? bülelent sertaçgil. aklımda bi yenilik var sanrılarımla oynasam mı. yine neler yeniledik acıba? aklıma yenildim yine. oyun bu oyun.

 “The imagination is not a State: it is the Human existence itself.” -William Blake

referans

i’m not yet alone enough

i think of sentences worth reading

then i sense i like being. one.

then i get lost again.

and then i get to be questioned of my senses. of my sentences.

of my own not alone.

when i’m down, i sense i bring everybody down.

that might cheer up others. he’s down. let’s make fun. that’s paranoia.

no.

the song just ended.

I always faked my smile

“The gods of the city have called my name
It means more to them than it means to me somehow
I left my body
I left my fate
But is so hard to keep away now”

sonra paketten kalan sigaralardan bir tanesini aldım. amma da çoklar mış tı lar. gibi gelmişlerdi sigaralar. gün. yine çıkacak dağın eteğinin üst köşelerinden. gün. yine son sigaralardan birine yanacak güneş. gün, eşsiz bir gündüz yaşatacak.

sonra. paketten. kalan sigara. bir tane. amma da çoklar. gibi sigara. dün. yine bugün.  yine eteğinde ziller olmayan düşünce eşi. eşi düşünce işi deşince. son sigara yine. değişilmiş bir sessizlik size sunduğum harf öbekleri. alışa gelemediğiniz üzre. sustum geceniz boyunca. gündüzümün günahı boynunuza.

summarize for summer eyes v2.0

kabakkabak2kabak3_35likmoongunesedsc02862.JPGnefis çiftsky

i wasn’t actually looking for words. neither new thoghts nor new visual memories. i wasn’t even looking. just letting everything flow around me.

i realized some things now. on my way back here. not while i was on the way from here. not while i wasn’t realizing that i was thinking of these. totally ignorant i was. still am. may_be.

for example.

i realized, i never realized how much i missed you. i didn’t even realize who you are though. and still have no idea on who you are… whoever you are and wherever you are defined as who you are. be shall you.

i realized again i loved all my friends. kısa süreli iyi arkadaşlıklar. hiçbir zaman iyi bir şair olmayacağıma veya hiçbir zaman iyi bir düşünür olmayacağıma. sadece doyumsuz ve iflah olmaz bir geyik ustası, bir fake genious, bir tek dil konuşamayan, bir sus bir konuş olacağıma.

nefis kelimesini ne kadar çok sevdiğime kanaat getirdim. kulağa nefis geliyor. thanks bouncybone.

pitos ne kadar da şahane bir yermiş, bunun da farkına varmadan edemedim. sağolasın üstad.

35lik ilk gün, ekin, çağlar, yol. kabak. ter. nefis. sıcak ama iyi. dur. dinle_n. otobüsten in len. 70lik ikinci gün. terranalius is written in the sand. top. köpek. dutch woman. english friend. sand. moon. trio.

i realized i make sense with words to not to make sense.

just the feeling of “in case i make sense”.

avi. roksan. roxanne? nefis çift. dalyan. rakı. kahkahalar. kediler. peder. keyfe keder. çadır. çamur. arılar ve sinekler. memnuniyet sanırım. sanrılarım memnun bu işten.

whose dream is the reality i am living in?

i guess it’s a lonesome asshole.

and so

a word has no meaning. the things your eyes going through has nothing to do with your eye movement. you could be watcihng a bird flyin over the sea FROM left TO right. or FROM right to LEFT.

whats left to you? meanings? they don’t appear in nature? nature is appearant? appearance is a matter? does nature like to be appeared? do people love appearance?.

words are letters. they appear to form a meaning. meaning is defined (well) by the hummanity. i ain’t a naturalist or whatsoevershit it is called. meaning is lost in nature. meaning was never pre defined by herself. meaning is a she. she is undefined. meaning is a he. fill in theblanks.

even in its word itself.

did anyone have a nature–

before any words came through?

alıntıdır.

“Yola çıktığımda bir gam düşüyorum sanki. İçimi öyle dolduruyor, gözümü öylesine boyuyor ki boşluğum heyecanlanıyorum.

3 gam çıkıyorum yavaş yavaş. Patlayacakmış gibi. Canım benden ayrılacakmış gibi.

Yalnızlık değersizleştiriyor insanı, önemsizleştiriyor.

Bir kere çıktın mı kendinden; ve kendinden geçişin-başkalaşışın seni çıkmaz bir sokakta çaresizce uzun zaman yaşlı gözlerle duvarlara bakar kıldıysa; ve tırmanacak gücün, bekleyecek halin kalmadıysa; dönersin kendine yine: kendine yabancı. Geri gidersin geldiğin yoldan yolu içinde taşıyarak, o artık tanıyamadığın kendine acıyarak.

Miadını doldurmuş her taze acı imkanı gibi aklın seni kendinle çıktığın yeni maceraya yöneltir bu defa. Yeni eşindir kendin. Onu tekrar tanımak zevktir. Uzak kalsın her canlı, her cansız insan yapımı da seni kendi yaklaştırsın.

Ta ki dokunulmazlığın tenine konuşulmazlığın aklına zarar olmaya başlaya kadar.

Umut gam gam çıkıyor, azlığı tek tek çekiyor.

________ (19:54):
26 – 07 – 2007 / Perşembe – 19.30 civarı”

algıdan algıya çeviridir.

every man’s journey is within. and in within, one says left alone, alone shall be hem.

yola çıkmak, başkalaşmanın başlangıcı gibidir de aslında. yol, caddeyle sokakla aynı şey değildir. yol, mesafelidir. kendine mesafeliliktir. kendinle mesafeni aşmandır.

ara sokaklarda kaybolmak ya da toslamak duvara, kayboluş ise eğer, yola devam etmek ve uzaklaşmak ‘kendi’liğinden — bu bitmeyen naiflikte bir yabancılaşma keyfidir. ihya olmaktır. idame ettirmektir.

yola ileriye gitmek için çıkılmayabilinir tabi. aynaya bakmak gibidir de yolda olmak–her heyecanın eskisiyle yer değiştirdiğini tekrar görebilme ve aynı hayal kırıklığını yaşayabilmedir. beklentisizliktir. gelişine vurmaktır.

içerideki yol bitiminde.

dışarıdan.

tekrar.

alınır

yollar.

) mine (

i couldnt’ sleep.

eyes didn’t want to.

got back here

where the stomach and the kidney is in love.

have you kissed in your first date. has your first date kissed you? did anyone see that? has anyone talked about anything? talking is a tall king with no crown?

now i know what

an empty stomach

says to a kidney.

“r ya drunk?”

kidney says

“i sucked the ( _ ) blood out of ( _ ) life”

that’s where

(your) eyes couldn’t sleep.

that’s how it is to be (your) inside.

two mmarize.

so where am eyez?

zzz…ısırym mı aabiiiz. zzaaabiii… zzssokıym mı aabiiiiyyyyyzz.

de-side

dont take sides if you know what not to do

you know that to do

i wont then

daont think dont the word itself ever again

hear the sounds and ignore ‘ em

de

cide

dont decide

if you ain’t gonna’ think about it

sugar free jazz

there are

things to be solved

things to be done

things to be shared

things to stay undone

when we see or think we see the most beautiful thing in the world

we should not try to

own

that thing

whatever it is

we don’t have the right to own.

maybe a person

maybe a flower

naybe a feeling

there

maybe

things

that we don’t get to

but get to be one of them.

for someone ithink i have feelings but can never own even the feelings themselves.

you know who you are…?

well i don’t

that what makes you special

=)

so we put the mark to

.  .     .

here -> !

bir bilinmeyenli

bir bilinmeyenli denklem

en kolayı olmalı

bir ben bilmiyorum, başka?

bir beni bilmiyorum.

bir ben-k-liği.mi.

dengi dengime dengem bozulurken;

denklemim,

yine bir bilinemeyenli.

bir ben bilemiyorum.

herkesin bilinmeyeni kendine o zaman.

ötekinin bir diğerine eşliğiyse

bozulmuş oluversin dengem.

denklem eklem bilmem ben .

bir ben bilmem.

bir de denklem.

w h e r e i t a l l began

asletters i n a s e n t e n c e a  r  e  s  e  p  e  r  a  t  e  d  m   o   r    e  ,   m   e    a     n      i       n       g        r        e       a         c            h                             e                    s                         a                         n                                end.

in a light that i am undone

in a search that no ones found

and the tune i heard mispelled

saw a light un – helled

sleep o’ little sleep so you shall,

in the mouth of words no one can tell

ask of a one that would turn none

fell a little, fell that you can.

and then may you see

though itis hard to feel

that no one on earth

is meant for a fee

and no other on

any other earth

should call for a

be.