wtr_lnd_air part III

yes yes yes yes yes yes yes

i know i’ll live on an island in the sun now.

getting red all over, like a lobster.

have i heard about the big red?

I AM THE BIG RED!!! =D

and absolutely, i will have a blue door of my own.

geçen cuma akşamından bu yana 1 ay geçmiş gibi.

“ben de oynayabilir miyim?”

yere bir deniz kızı yapmış. sand_art. güneşin değil, rüzgarın sıcağı kavuruyor. beyaz şapkası, kırmızı omzum. türk bayrağı motifi gibiyiz. yeşil_ela gözleriyle kırpık kırpık kırpıştırıp, arkamdaki güneşin doğurduğu gölgemi yüzüne doğru düşürmeme kadar sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyor. annesi sanırım, uzakta değil çok, tedirgin oluyor. benim beraberimdekiler ise deniz, şarap ve havanın etkisi altındalar bile. uzaklaşabilmişim, yakın birilerine doğru.

“tab.. tabi…” diyor, aksanı bozuk, belli ki yılın büyük kısmı buralarda değil.

“şarap?” diyorum, sıcak başıma vurmuş, midem, 1 ay evvelinin tedirginliğini yaşıyor henüz gündüzden. arkadaşlarımdan biri farkediyor, geliyor.

” sağol, çok erken ve güneşli şimdiden içmek için, ben kullanmıyorum bir de” diyor afal topal aksanla. güzel.

şişemi kuma bırakıyorum, kum kabulleniyor, sıcaklaşmış şişe ve sıcak şarap kıvamındaki karışımını.

deniz kızının başından aşağıya doğru, medusa saçı yapıp yapamayacağımı soruyorum. kabul ediyor. fractal’ler, spiraller çıkıyor içimden. oysa elleriyle pürüzsüzleştiriyor frontal yere paralel denizkızcağızını. omzum cayır, arada arkadaşım omzuma biraz su sıçratıyor da kendime geliyorum. all the world is in most likely to become tungsten. sonra neydi bir tom waits parçasıydı ama adını hatırlamıyorum sözler kelimeler akıyor.

saçları yapıyorum. bir anda üzerimde bir çift göz.

“güzel olmuş” diyor.

“zaten güzeldi” diyorum. ismimi soruyor. kabalık ettiğimi farkediyorum, ben de onunkini soruyorum… sessizce sorular, cevaplar. sonra da ismime bir tribute yapıyor. iletişim bilgilerimizi alıp veriyoruz. annesiyle tanışıyorum. uzuncana anlatıyor annesi. memnun oluyor, “çok sıkıntılı” diyor, bir de kardeşi varmış kafiyeli ismiyle, o da ablası gibiymiş. resimlerini çekmemi istiyorlar. çekiyorum, ve ileteceğime dair söz veriyorum.

dişe benzerler serisinden bir taş bulmuştum. onu zar zor çıkarıyorum bitmiş sigara pakedimin katlı jelatininden. hediyem olsun diyorum. gözlerim kamaştığından sadece sırıttığımı hissediyorum, senkronize gülüşüp gülüşmediğimize dair tek ipucu çıkarabildikleri (annesiyle) kikirdeme sesleri. çünkü yüzlerini seçemiyorum.

yereparalelfrontaldenizkızıyla gün batımına kadar içiyoruz. tavada kızarmakta olduğumuzun farkına varmadan :)

i am getting redder, heat is a big melter.