e burası.

boş burası.

sana yazıyorum. içi boş kalıyor. bu sayfayı boş geçiyorum. sonra dolduralım diye.

belki sorulan soruların önceden verilmemiş cevapları olduğunu anlatırız bir gün birbirirmize. öncelikli sorgulamaların, yaşanmışlıkları bozacağına gün doğar… belki o gün anlam olarak da, şuraya birşey yazmamanın yaşayamamışlığını, yaş almışlığımız; ama yaş kurunun yanında gider diye çözemediğimizde bir göz kırpmayla anlaşırız.

kimbilir belki o gün anlarsın. belki anlaşılır başkalarınca geçmişliğimiz olamayışlardan.

anlayamadığım şeyin, yanında sessizce durabilme isteğim oluşunu velhasıl kelamlara gark etmişliklerden buna imkan kalmamasını.

öyle özlerim ki ben şimdiden herşeyi. yaşamaya bile gerek bırakmayablirim. çok masal anlattım ben çocuklara, yaşamaya geldi mi o masalları, yaşatmaya geldi mi, hep gerçeği seçer oldular. ben kçülüeceğim dedim, kurgusal zamansız kargaşalarımda, tam misal verdiğim masalı kurgulayayım dedim, bir balina kılçığı gibi geçmiş, gelemeyecek olarak takıldı kaldı anımızın boğazına.

şimdi seni ilk gördüğüm anla, son göreceğim/görüşüm an arasını yaşıyorum.

kalabalık. bir ışık. yeşili şık mı şık. karanlık herkes ve herşeyken. kendim bile kendimden yorulmuşken.

rüyalarımda ne kadar daha uğraşacağım seninle bir rüyalarım bir de rüyalarımdaki o arsız, edepsiz göz biliyor. daha kaç uyku perim çalınır gider onu hiç kestiremiyorum. ithafen dahi olsa, sevmiştim, yine olsa yine yaparım diyemeyişlerimi yaşıyor, hayretlerle mermerleşiyorum.

daha kaç benliğimden çıkar sensiz olurum bilmeden sormadan belirsiz; paketlenmemiş ama yaşanmaya hazır bir yürüyüşün, eşiklerinde son kez geziniyorum.

inan, duvarlarından manzara hayal ettiğim bir mezardan dirildim. altında oturduğum çatuya girerken bile, kurdum, kuruldum hayallere, hayali film geceleri şarap içmeleri bozulmaları, sessizlikleri seninle. seninle hayal edemediğim bir sensizlik var idi.

öyle özleyiveririm şimdi hiç yaşanamamış şeyleri. sessizce. sensizce.

sen her kimdi isen. niye seni düşlediysem her köşede yastıkaltı bıyıküstü tebessümler çizmelere. koskocaman bir craft kağıdı, tam da manzaraya bakan duvarın sol yanıbaşında. manzara mı daha iyi yoksa dolduracağımız bu koskoca boşluk mu yoksa hayalini kurmak mı o boşluğu doldurma ihtimalimizin diye, hayali manzarama da arasıra göz atabilmek için.

paketlenip oynanıp bozulacağıma, hiç olmasam, dışı inci, içi zindan mezarımda otursam geceleri. gündüzüm, sensizliğe, üzüntüm, sessizliğe yol alsın madem şimdi.

sahiden belkileyiş, bekleyiş olur da

tam da unutup gittiğim anda,

a-a

ne de iyi herşey deyiverir, uyanıveririz…

işte belki bir gün

böyle özleyiveririz

özverilerimizi.