bir ileri

birileri söylemiş olmalı şu düşündüğüm şeyin aynını. mutlaka mutlaka.

kopamadığım, hatta delicesine hayranı olduğum şu bilemediğim tanıyamadığım birilerinin, bir sürülerinin içinde yaşadığı koca şehir, metropol pastası. the neon wonders of city. city lights. seviyorum şehri. şehredilmeyi. yok. kopuş yok buralardan. sevmek var, hayran olmak var, dönüp dolaşıp gelmek var buralara. paris gibi. amsterdam gibi. istanbul. bir ileri. iki geri.

ama bir de hani o arayıp da bulamadığım küçük kulübe? ahşap kapısı belki camlarının dışındaki saksıları bile?

hani o sempatik cici bici gülümseyerek gezen insanların olduğu yer? 

işte

bir ileri şimdi.

 

tabi. can hıraş bi yaşam bu. kanlı. çekişmeli. trafiği, bunalımı. barı alkolü. oluru olmazı. olamazı. olamayışları. buraya bağlayan her ne ise öbür tarafa ittiren de bu ikilem. dilemma ne tatlı bir kelime değil mi pek sayın okuyan gözler?

hani su olmak zorunda, küçükken kendime verdiğim sözden mütevellit yaşayacağım yerde. e iyi burada var. orada da hep var. su. SU!

soğuk da olabilmeli. güneşi kadar soğuk.

10 senelerce beklenebilmiş olabilmeli. bir garden state yavrusu, bir ulaştıkça uzaklaşılmışlığı.

tamam. kavga etmeden pes etmek yok. söz verdim. savaşmadan çekilmek.

çünkü hani o sevimli ahşap kulübe civarında carettalara yem atarken burayı ve kan’ı ve maviyi ve karmaşayı özleyebilelim diye.

neyse ki savaşlar, uzlaşmalara dönebiliyorlar.

nihayet.

birileri. bir ileri. iki ileri. gelelim geri geri.

=)

oh it’s a good relief.